Showing posts with label iliketrains. Show all posts
Showing posts with label iliketrains. Show all posts

20081222

2008; En İyi 20 Albüm.

2008'in en kötü albümlerinden bahsederken de, girizgâhta belirtmiş olduğum gibi, yılın şu dönemi, müzik ile ilgili kişiler açısından bir en iyiler/en kötüler kıyaslamasını da beraberinde getiren bir özellik taşıyor. Her ne kadar bu tip listelerin şahsa münhasır olması bir tatsızlığı beraberinde getirmiş gibi gözüküyor olsa da, bu tip listelerde gerçekten çok kötü olduğuna inandığımız albümlere yahut isimlere rastlasak da, bence yıl sonunun en eğlenceli telaşı bu listelerde yatıyor.

2008 hakkındaki naçizane listem şöyle, heyecan yaratma niyetine sondan başa;



20) Bohren Und Der Club Of Gore - Dolores

Almanyalı Bohren Und Der Club Of Gore, altıncı albümleri Dolores'i sonbahar ortalarında yayınladı. Gecelerin uzamaya başladığı bir mevsime yakışır şekilde, zifiri karanlık bir jazz melodisiyle inliyordu kulaklarımız Dolores'le. Dürüst olmak gerekirse, bir Black Earth ya da Geisterfaust değil bu albüm; grubun kronolojisi özelinde değerlendirilirse çok parlak bir yere sahip olmayacaktır diğer albümlere kıyasla fikrimce. Amma ve lakin, 2008 özelinde değerlendirdiğimiz vakit, bu listede yer alması elzemdi Dolores'in.




19) iLiKETRAiNS - Elegies To Lessons Learnt

Aslında iLiKETRAiNS'in ilk albümü Elegies To Lessons Learnt, 2007'nin son aylarında piyasaya çıkmıştı; son aylarda piyasaya çıkan her albüm gibi de sıralamalara girememişti. Her ne kadar grup, 2008 sonu için The Christmas Ship adlı ep'yi yayınlasa da, Elegies To Lessons Learnt'ü 2008 listesine sokmak için herhangi bir beis göremiyorum. Zira grup, daha oturaklı bir kimliğe bürünmüş ve daha derin sulara yelken açmıştı bu albüm ile.




18) This Is Your Captain Speaking - Eternal Return

Artık şablonlaşmaya başlayan müzikal yapıdan ne kadar bıktığımı defalarca açıklamışlığım var bu internet sahifesinde, belirli bir formüle ayak uyduran ve bu formül çerçevesinde enine genleşen gruplara bir türlü ısınamayışım da bundan. Benzer bir şekilde formüller üzerinden sonuca giden bir This Is Your Captain Speaking'den söz etmek mümkündü, ilk albümleri Storyboard söz konusu olunca. Lakin yeni albüm, Eternal Return, farklılaşmayı ve gelişmeyi -biraz da gidiş/geliş ekseninde- yansıtmayı becermiş bir albüm olarak hatırlanacak.


17) Maybeshewill - Not For Want Of Trying

Farklılaşan ve hatta apayrılaşan bir başka grup da Maybeshewill. Müziğin elektrik ile ilintili bölümünün domine ettiği ilk albümleri Japanese Spy Transcript öylesine beğenilmişti ki, yeni albümde herkes benzer bir tadı yakalamak için hazır bekliyordu. 65daysofstatic'in düştüğü bu hataya düşmeyip, bayağılaşmaktan kurtulan Maybeshewill, daha ağır ve daha heavy metal kokan bir albümle çıktı dinleyicisinin karşısına, 2008'de. İşin güzel tarafı, değişirken bile özlerini kaybetmeyip, kimlikleriyle bütünleşmiş o film sample'larına yer vermeyi de ihmal etmeyerek geçmiş günleri de yâd ettiler.


16) Exxasens - Polaris

Büyük şirketlerin, başka müzisyenlerin, enstrüman sponsorlarının destek çıktığı kişisel projelerin dışında bulunan, kendi halinde ve kendi başına müzik yaparken albüm çıkarmaya karar verip bunu başaran, bu çıkardığı albümü Dünya'nın bir diğer ucundaki başka insanlara dinletmeyi başaran, dinlediğinden de haz almasını sağlayacak şekilde kaliteli bir iş ortaya çıkaran kişiler, benim gözümde gerçek sihirbazlar. İspanyadaki bir odada çalınan gitarı Türkiye'de duymamız ve duyduğumuzdan zevk almamız kadar sihirli başka hiç bir şey göremiyorum müzik ile ilgili. Exxasens tüm bunlar yüzünden, bu listede.


15) Grails - Take Refuge In Clean Living

Grails'in 2008'de çıkardıkları iki albümden biri Take Refuge In Clean Living. Nisan ayında çıkan bu albümden sonra, Grails ekim başı gibi Doomsdayer's Holiday'ı yayınlamış ama belli ki aceleciliğinin kurbanı olmuştu. Her halükarda sindire sindire yaptıkları ve grubun parlaklığını hakettiği biçimde taşıyan bir albüm sığdırmayı başardılar 2008'e. Yaşar Alptekin'in Grails dinlediği bir Türkiye tahayyül ediyorum.




14) Subheim - Approach

Sonbaharın ilk yağmurunda, bir banka mıhlanıp kalmamın ve 1 ay boyunca binbir virüs ile mücadele etmemin en büyük müsebbibiydi Subheim. Yunanistan'dan, yanıbaşımızdan, çıkan bu tek kişilik proje, 2007'de yaşanan Kashiwa Daisuke çılgınlığını anımsatıyor bana her şeyiyle. Bir bilgisayar insanın yüreğini nasıl ele geçirebilir sorusunun cevabıdır Subheim.




13) Glowworm - The Coachlight Woods

2008'in en büyük sürprizlerinden biri olarak görüyorum Glowworm'ü. Yerel bir grubun pek de iyi olmayan bir kayıtla fezaya süzülüşüdür benim için The Coachlight Woods; bilgisayar tuşları ve keman yayları arasındaki şiir gibi paslaşmalar bile bu albümün mutena bir yeri hakettiğinin kanıtıdır.






12) Max Richter - 24 Postcards In Full Colour

Zaman zaman kendime sorduğum bir soru; Max Richter, dünya tarihinin en parlak yüzyılında, 19. yy'da yaşasaydı, bu besteleri o zaman yazsaydı, acaba ne olurdu? Kanaatimce, en az bir Liszt kadar bilinir, bir Chopin kadar çalınırdı; ismi de sadece Richter olarak anılacak kadar ünlü bir marka haline gelmiş olurdu. Sahiden de o yüzyıllarda yaşayan bir adamın günümüze gönderdiği notalar da olabilir bunlar, konu edilen kartpostallar gibi.




11) The American Dollar - A Memory Stream

Tek albümle rüşdünü ispatlamış bir gruptu The American Dollar. The Technicolour Sleep, ilk albüm olmasına rağmen, grubun tüm potansiyelini gözler önüne seren bir özelliğe sahipti. Hal böyle olunca, beklentiler yüksek tutulmuştu yeni albüm için. A Memory Stream, bu beklentileri kesinlikle boşa çıkarmayan bir albüm olarak kalacak zihinlerde; duru ve zeka dolu bir müziğin The American Dollar ismiyle olan tezahürü.




10) Mogwai - The Hawk Is Howling

Sigur Rós müziğini saçma bir şekle sokarak daha çok satmanın planlarını yapar ve ergenliği henüz üzerinden atamamış gençlerin icra ettiği kopya müzikleri Mogwai ile kıyaslar iken, Mogwai farklılaşmak ile karaktersizleşmek arasındaki fark üzerine ders veriyordu The Hawk Is Howling ile. 2008'in en iyi albümü değil belki ama tartışmasız en doyurucu albümü The Hawk Is Howling; Mogwai'a duyulan saygıyı bir kez daha anlamamıza yardımcı oluyor.




9) Sumner McKane - What A Great Place To Be

Huzurla ilgili boyanan bir tablo ya da çekilen bir fotoğraftı What A Great Place To Be; içinde Ev'e dair kocaman ama gizli bir alan vardı. Sumner McKane'in huzur ve sükûnet doldurduğu notaları taşıyan o albümlerinden bir tanesi değil sadece What A Great Place To Be, duygusal bir bütünün de iletkenliğini taşıyan bir nesne aynı zamanda.





8) Homesick For Space - Please Continue

2003 yılında yayınlanan Unison'dan sonra sır olmuştu Homesick For Space. Aradan 5 yıl gibi uzunca bir süre geçtikten sonra, 2008'de geri döndüler Please Continue ile. Emo-rock'ın henüz saç şekli formatına girmediği ve naifliği ile tanınabilir olduğu yıllardan, 2008'e atlarken, Homesick For Space naifliğini de yanında getirmişti. Unison'daki kadar vurucu ya da yıkıcı değildi belki ama, kendini belli etmeyi başaracak kadar özel bir albümdü Please Continue.




7) Detektivbyrån - Wermland

Detektivbyrån da, 2008 içinde iki albüm çıkaran bir grup. E18 yaza girmeden hemen önce, Wermland ise yaz bittikten hemen sonra piyasaya sürülmüştü. Albümlerdeki şarkıların renkli dondurmaları anımsattığı düşünülürse, yerinde bir uygulama olduğunu söyleyebiliriz bunun. Karnavalın en cafcaflı yerinde çalan müzikleri anımsatıyor Wermland, şu kapkara soğuk günlerde bile.





6) Eksi Ekso - I Am Your Bastard Wings

Yaz aylarından bahsediyorken, aslında 2008'in en fazla konuşulan albümlerinin de bu aylarda çıktığını söylemek gerekli herhalde. Sigur Rós faciasının hemen ardından Eksi Ekso ilaç gibi gelmişti kulaklarımıza; bir çok enstrümanın bir çok müzikal akıma bulaştığı bir albümdü I Am Your Bastard Wings. Bu arada yeri gelmişken söylemekte de fayda var; pek çok sanatçının, sanki biz albümlerini yan sokaktaki bakkaldan alabilecekken download linkleriyle uğraşıyormuşuz gibi takındığı "seni hırsız, sil linkimi" tavrına tezat bir şekilde, Eksi Ekso üyeleri bir kaç kelime Türkçe öğrenme çabasıyla, Türkiyedeki herkese selam yollayan bir mail atmıştı aylar evvel; selamı iletmiş olalım.


5) Anathema - Hindsight

Her birimizin ilk-gençliğini perişan etmişti Anathema. Şimdi büyüdük, ilk-gençliğimizi perişan eden her şey unutuldu, Anathema Türkiye'ye tatil için gelir oldu ama Hindsight ile raison d'être'larının ne olduğunu göstermeyi akıl etmeyi başardılar; her şartta dinleyeni perişan etmek. O eski şarkılara, eski anılara, yeni eklentiler yaptılar Hindsight ile, daha da acımasız oldular, daha da acıttılar ve elbette bu yüzden daha çok haz verdiler.




4) Ólafur Arnalds - Variations Of Static

Pek çok yerde, pek çok ruh haliyle, pek çok defa dinledim bu kaydı. Ve öyle oldu ki, hakkında yazacak hiç bir şey bulamaz hale geldim; yıllardır aşık olduğunun "bana neden aşıksın" demesi karşısında girdiğin sessizlik gibi; aşığım Variations Of Static'e, ama neyine, ama neden, tanımlayamıyorum. Mübalağa yapıyor ya da mecazi anlamda kullanıyor değilim, gerçek anlamda korkunç bir kayıt Variations Of Static, her şeyiyle korkutuyor beni, hala.




3) Balmorhea - Rivers Arms

Rivers Arms'la ilgili ilk yazımda, 2008'in şimdilik en iyi albümü yakıştırmasında bulunmuştum. Aradan geçen zamanda yanılgı payımın düşük olması sevindirici bir durum olabilir ama şaşırtıcı değil. Herkes 2008 için bir liste yapmış olsa muhakkak bir yerlere yazacaktır Rivers Arms'ı; öylesine güzel, öylesine duru ve öylesine samimi bir havaya sahipti. Eski şarkılara yapılan yeni düzenlemeler, yeni şarkıların özündeki o eskilik, Balmorhea'nın yerinde saymadan, emek vererek yaratmaya çalıştığı o şeyin içimizdeki tezahürü; her şeyiyle bir bütün ve her şeyiyle cezbedici Rivers Arms.


2) Glissando - With Our Arms We March Towards The Burning Sea

Leeds biraz İstanbul'a benzer; minik bir İstiklal Caddesi, minik bir Kadıköy meydanı, minik bir Haydarpaşa'sı vardır. Herhalde bu yüzden, ihtiva ettiği duygusallık da İstanbuldakiyle benzerlik taşıyor. Leedsli Glissando'nun duygusallığını bu kadar kolay benimsememizin bunda payı nedir, bilemiyorum. Ama kesin bir şey söylemek gerekirse, With Our Arms We March Towards The Burning Sea, 2008'in en yoğun albümüydü. Grekken'i ilk dinleyişimde ağzımdan çıkıveren o ahı tekrar eder dururum her Glissando dinleyişimde, bir kerameti var olmalı bu yüzden. O kerametten mütevellit, ikinci sırada Glissando.


1) Fjord Rowboat - Saved The Compliments For Morning

Gelelim 2008'in en iyisine.
Fjord Rowboat, reverb tuşunu tekrar sonuna kadar çevirmemizin tek sorumlusu oldu Saved The Compliments For Morning sayesinde. Her biri birbirine benzeyen kalitesiz gürültülü indie-pop grupları, yıllardır aynı müziği icra eden brit-rock'çılar, şablonlarından vazgeçemeyen post-rock fanatikleri; geçmişten gelen shoegaze rüzgarını taşıyan Fjord Rowboat karşısında yerle yeksan oldular. Fjord Rowboat'un samimiyeti, her notada, her sözde hissedilebilir bu albümde; ne tip bir heyecanla yapıldığı, ne tip bir yoğunluk ihtiva ettiği öyle rahat anlaşılıyor. Ayrı ayrı her şarkısıyla ve grup kimliğinin yansımasıyla, birincilik payesini hiç düşünmeden veriyorum Fjord Rowboat'a.


En iyileri sıralamışken, en iyi albümlerin en iyi şarkılarına da değinebiliriz. Her ne kadar bu "en iyi şarkı" tanımlamasından hazzetmesem ve toplama albüm mantığını kasıntı bulsam da, 2008'in müzikal anısı ya da Limbo Pillow'un yıl sonu hediyesi niyetine değerlendirilebilir bu toplama albüm.

1- Fjord Rowboat - Simply Stood
2- Glissando - Grekken
3- Balmorhea - Limmat
4- Ólafur Arnalds - Himininn Er Að Hyrnja, En Stjörnurnar Fara Þér Vel
5- Anathema - Flying
6- Eksi Ekso - The Gallows
7- Detektivbyrån - Generation Celebration
8- Homesick For Space - British
9- Sumner McKane - The 20th Maine
10- Mogwai - I Love You, I'm Going To Blow Up Your School
11- The American Dollar - Anything You Synthesize
12- Max Richter - Cradle Song For A (interstate B3)
13- Glowworm - Lux
14- Subheim - Away
15- Grails - Take Refuge
16- Exxasens - Mira Mama
17- Maybeshewill - He Films The Clouds Pt. 2
18- This Is Your Captain Speaking - Part 3
19- iLiKETRAiNS - The Deception
20- Bohren Und Der Club Of Gore - Still Am Tresen

DOWNLOAD.

20081119

iLiKETRAiNS - The Christmas Tree Ship























Toplu taşıma araçlarındaki zoraki yakınlıktan hiç hazzetmedim, kimse de meraklısı değildir sanıyorum. Tanımadığın adamın ter kokusu, ten kokusu, sesi, parmakları, kıyafetleri; her şeyi ayrı bir yabancı ve öylesine itiyor o yabancılık bizi. Eskiden bu yabancılığa karşı tepki koyardım, rahatlamak için yayılarak, hazzetmediğime uzun uzun bakarak. Öyle bir hal almıştı ki bu uzun uzun bakma hali, birini bakışlarımla rahatsız etmeyi bir meziyet gibi görmeye başlamıştım. Zamanla, insanların gözüne gözüne bakmaktan vazgeçtim, sadece muhataplarımın gözünün içine bakar oldum. Ne var ki, Bursa metrosu öylesine bir yakınlık sunuyor ki insana, hemen karşında oturan kişinin gözlerine bakmaman imkansız oluyor. Bu durum öyle rahatsız edici ki, bakmamaya çalıştıkça daha da geriliyor, daha da bakmaya zorluyorsun kendini. İşte böyle durumlardan birinde, bugün, yaşlı bir adam ile gözgöze geldik. Yalnız ilk defa, böyle bir durumda, sadece gözlerine değil, göz bebeklerine baktım karşımdakinin. Ve çok garip bir şey oldu; adamın tüm acılarını, tüm yaşlılığını, tüm yorgunluğunu, tüm çaresizliğini, tüm fakirliğini, tüm bıkkınlığını, tüm korkularını okudum gözlerinde. Etrafıma baktım, diğer köşede oturan, yüzüne tam yarım saat boyunca makyaj yapmış şu kız, nasıl bir hissiyat taşıyordu, derdi neydi, arzuları ne olabilirdi, hepsini gördüm. Elinde poşetle ayakta bekleyen yaşlı kadının öfkesi, okuldan çıktığı gibi gömleğinin düğmelerini açan ter kokan çocuğun düşünceleri, üç sıra ilerde olmasına rağmen soğan kokusu açıkça duyulan adamın utancı, her biri o kadar net, o kadar okunabilir bir hale geldi. Bir anda insanlar şeffaflaştılar gözümde, bir anda sanki hepsinin acılarına ortakmışım ve bu insanlar yabancı değiller de, akrabalarımmış gibi, öylesine acıdım, öylesine üzüldüm ki hepsine, ağlayasım geldi, titredim, dudaklarımı ısırdım.

Bir vahiy gibi indi üzerime insanların mutsuzluğu, gözleri sanki zindanlarının kapısındaki bir delikti, çıkmak için can atıyor gibiydiler. Bir tanesinde, tek bir tanesinde bile renk, ışık, umut yoktu, o kadar mutsuzdular. Öte yandan daha 45 gün olmasına rağmen, etrafta renkli, pırıltılı, kocaman yılbaşı süsleri gözükmeye başlamıştı bile. Alışveriş merkezlerinde oradan oraya sarkan metalik renkli kar tanesi modelleri, market girişlerinde çam ağacı sembolleri ya da çam ağaçları, salak bir düzenle yanıp sönen renkli ışıklar, bütçesi daha kısıtlı işletmeler için berbat bir şekilde yazılmış "Hoşgeldin 2009" yazıları. Her şey hazırdı. Sanki bu mutsuzluğu, bu çaresizliği, bu tutsaklığı yaşayanlar biz değildik, sanki dünya parıltılı süslerden, mutlu hoşgeldinlerden, ışıl ışıl renklerden ibaretti. Hayır, hayır, "yaşlanıyoruz ve siz bunu kutluyor musunuz" temelli o bayat şeyi anlatmıyorum. Hepimiz bu kadar mutsuzken, mutlu olma bahanesini 45 gün önceden nasıl hazırlayabiliyoruz, buna şaşırıyorum sadece.

Benzer bir bahaneyi çok önceden hazırlamış birileri daha var. iLiKETRAiNS, 2 hafta önce, Noel için, Christmass Tree Ship isimli bir ep yayınladı. Ne var ki, Noel ya da yılbaşı için yapılmış şeyler arasında, belki de en karanlık, en gerçek hislerimizi yansıtan şey olma özelliğini taşıyor bu ep.

iLiKETRAiNS'in alamet-i mümeyyizesi olan vokaller bu kayıtta yok. Dave Martin bu sefer o depresif, zifiri karanlık sesini değil, gitarı kullanmış. Tüm albüm de bir kerede kaydedilmiş, şarkılar arasında hiç bekleme yapılmamış zaten albüm de tek bir şarkıdan oluşmuş gibi bir izlenim bırakıyor, diyebiliriz.

Bir grubun, müzikal anlamda en fazla göze batan özelliğini çıkarıp yeni bir surette bir şey üretmesi önemli, ama herkese mutluluğu, parlak ışıkları ve metalik renkli kar tanesi modellerini modellerini anımsatan bir olayı böylesine koyu bir renge boyamak çok daha önemli ve deneyimlenmesi gereken bir vaka. Belki böyle daha şeffaf, belki böyle daha mutsuz ama böyle daha gerçeğiz.


Sanatçı: iLiKETRAiNS
Albüm: The Christmas Tree Ship

Şarkı listesi:
1- The Christmas Tree Ship
2- South Shore
3- Two Brothers
4- Three Sisters
5- Friday-Everybody Goodbye

DOWNLOAD.

20080625

Glissando - With Our Arms We March Towards The Burning Sea






















Büyük lokma ye, büyük söz sözleme derlerken haklılarmış. Bakın daha dün ne demişim: "..yaz ayları her zaman olduğu gibi durgun geçiyor yeni albümler söz konusu olduğunda." Dün böyle bir kelâm etmişim çünkü henüz Glissando'yu keşfetmiş değildim, şimdi bu sözümü geri alıyorum; Haziran ayı bize -şimdilik- iki tane harika albüm hediye etmiş oluyor, biri dün tanıttığım I Am Your Bastard Wings, bir diğeri de Glissando'nun ilk albümü, With Our Arms We March Towards The Burning Sea.

Leedsli, iki kişilik bir topluluk Glissando, Richard ve Elly tarafından kurulmuş. Lakin işbu albümlerinde, iLiKETRAiNS'ten Her Name Is Calla'ya kadar bir çok grubun elemanı yer alıyor. Haziran 2008'in bir diğer olağanüstü keşfi Eksi Ekso'nun güçlü ve yoğun müziğinin aksine, Glissando hafif dokunuşlarla esir alıyor önce kulaklarımızı, sonra tüm ruhumuzu. Şu berbat sıcaklarda usul usul yağan bir Leeds yağmuru gibi Glissando; tane tane düşüyor üzerimize, öylesine zarif ama bir o kadar da yoğun. Hani tüm varlığıyla yağan yağmura karşı koymadığımız, yanımızdaki şemsiseyi açmayı istemediğimiz o anlardaki gibi.

Grubu kısaca tanımlamak gerekirse, Stars Of The Lid'in orkestral ambient atmosferinin, Low'un melankolisiyle birleşiminden ortaya çıkan ve hiç bir yerde rastlayamayacağımız zerafetteki vokallerle taçlanan bir yapıdan bahsedebiliriz. Ama bu, her zamanki gibi yetersiz olur ve şüphesiz ki kolaya kaçmaktan başka bir şey olarak tanımlanamaz. Albümdeki istisnasız her şarkının, nevi şahsına münhasır karakterleri olduğu düşünülürse, böylesine bir tanımlama en fazla da saygısızlık olacaktır. O yüzden albüm hakkında bir kaç kelâm etmek elzem.

With Our Arms We March Towards The Burning Sea, yavaş yavaş çiseleyerek başlıyor, We Are Depleting ile. Bu kısacık şarkı, birazdan üstümüze çullanacak duyguların bir önsözü gibi ve hakikaten de ardılı With A Kiss And A Tear'ın vuruculuğunu pekiştiriyor. With A Kiss And A Tear, piyano ve yaylıların dansına eşlik eden Elly May'in sesini ilk duyduğumuz şarkı. Albüm sanki adım adım ilerliyor, sanki koca bir yap-bozla karşı karşıyayız. Her yeni şarkıda yeni bir parça ortaya çıkıyor, o parçayla birlikte önümüzdeki görüntü şekilleniyor, her şarkı gökkuşağına ayrı bir renk katıyor gibi ve her şarkı sadece kendini değil, öncelini ve ardılını da şekillendiriyor. İşte bu parçalardan biri de, kanımca albümün en nadide şarkısı, Flood'da karşımıza çıkıyor. Piyano ve yaylıların uyumuna katılan Elly May'in ilahisi, Flood'da Richard'ın vokaline eklemleniyor. Gökkuşağındaki tüm renkler tamam ama henüz yeryüzünün bir ucundan diğer ucuna olan yolculuğu tamamlanmamış gibi. White Silence And The Fragile Reality ve Goodbye Red Rose! This Was Not For You gibi iki nazik çiselemeden sonra, Always The Storm sample kullanımı ve Japon ağıtlarını andıran yaylılarıyla o kusursuz gökkuşağını tamamlamış oluyor. Elly May'e, iLiKETRAiNS vokalisti Dave Martin'in eşlik ettiği Grekken ile sevgilimizin elinden tutuyor -ki bu şarkıyı dinlerken tumturaklı bir aah! koyverdiğimi itiraf etmeliyim- ve Our Flags Wave And Our Arms Are Around Another's Shoulders ile o gökkuşağının altından geçiyoruz. Evet, artık aynı insanlar değiliz biz, artık bambaşka bir yaşam sürüyoruz, bambaşka bir dünyadayız; cücelerin, perilerin, altın dolu kazanların varolduğu bir dünyada, gerçekle rüya arasında, Âraf'ın kıyısında.

Sanatçı: Glissando
Albüm: With Our Arms We March Towards The Burning Sea

Şarkı listesi:

1- We Are Depleting
2- With A Kiss And A Tear
3- Floods
4- White Silence And The Fragile Reality
5- Goodbye Red Rose! This Was Not For You
6- Like Everything You See
7- Always The Storm
8- Grekken
9- Our Flags Wave And Our Arms Are Around Another's Shoulders

DOWNLOAD.

20080204

iLiKETRAiNS - Progress-Reform






















Hizmette sınır tanımıyorum; gelen istek, iLiKETRAiNS'in 2006 yılında çıkardığı mini-albüm, Progress-Refor'u tanıtmam için hoş bir sebep oldu.

Progress-Reform ile ilgili bir iki kelâm edeyim; bu mini-albümün, iLiKETRAiNS'in patlamasındaki rolü tartışılamaz. Her ne kadar ben albümdeki 7 şarkının 7'sini de birbirine benzetiyor olsam da -müziği aynı, vokali aynı şekilde olan tüm bu şarkıların meydana getirdiği- albümün 2006'nın en iyilerinden olduğu konusunda bir çok müzik otoritesiyle (her kimlerse) hemfikirim.

Antarktika yarışı esnasında mürettabatı ile birlikte açlıktan ve soğuktan telef olan Kaptan Scott'un hikayesinin anlatıldığı Terra Nova'nın yanı sıra, geçen ay aramızdan ayrılan satranç efsanesi Bobby Fischer'e ithaf edilmiş Rook House For Bobby albümün en çok göze batan parçaları, ki şaşırtmayacak şekilde klipler de bu parçalara çekilmiş, stop-motion'ın balı ağzımıza bir kez daha çalınmış idi.

Elegies To Lessons Learnt ile kıyasladığımızda daha çiğ ve daha tekdüze olsa da, barındırdığı samimiyetin çok daha yüksek olduğu inancındayım. İşte bu yüzden, iLiKETRAiNS'in bir 5-6 yıl sonra unutulmayacak tek albümü bu olur kehânetinde bulunuyorum.


Sanatçı: iLiKETRAiNS
Albüm: Progress-Reform (2006)

Şarkı Listesi:
1- Terra Nova
2- No Military Report
3- A Rook House For Bobby
4- Citizen
5- The Accident
6- Stainless Steel
7- The Beeching Report

DOWNLOAD.

20080118

The Deception ve Bir iLiKETRAiNS Eleştirisi (Veya Endişelenmeyi Bırakıp Yalanı Sevmeye Nasıl Başladım)

iLiKETRAiNS'in yeni albümünü daha önceden tanıtmıştım. 2007'nin ilk aylarında, iLiKETRAiNS, Spencer Perceval isimli bir single yayınlamış, yeni albümlerine koymamaya karar verdikleri I Am Murdered isimli şarkıyı da bu single'a yerleştirivermişlerdi. Lakin, Elegies To Lessons Learnt albümünün ilk "resmi" single'ı eylül ayında çıkan The Deception olmuştu, haliyle albümün ilk klibi de bu parçaya çekildi. The Deception klibinin ilk olma özelliği sadece bununla sınırlı değil. Grubun ilk klibi BEECHiNGREPORT ve ardılları olan Terra Nova ile Spencer Perceval stop-motion'la çekilmiş ufak birer sanat eseriydiler; The Deception ise sinematografik olarak klasik bir "grup klibi"nden farksız.

Müzik sektörünün "the next-big-thing" arayışının yeni cevabı olma eğilimindeki deneysel/ambient/post-rock janrları arasındaki en dinlenebilen (endüstri maması yiyen kritik medyasının tabiriyle "easy listening") ismi, stereotipik rock-gruplarıyla arasında pek de fark bulunmayan iLiKETRAiNS, The Deception klibiyle adeta "Merhaba MTV, merhaba 16 yaşındaki Rolling Stone okuyucusu. Emo/core öleli 3 sene oluyor, sen de Franz Ferdinand ve Hot Chip albümlerini kenara at ve artık bizi dinle" diyor gibi. Burada, popüler olanı popülerliği yüzünden eleştirecek ya da en azından bu eleştiriyi müzikal alana yönelterek saçmalayacak değilim, "popüler olan kalitesizdir" yargısını yıkmak için de Radiohead ismi zaten yeterli şu kertede. Üzüntüm, anlam derinliğini tarih derinliğinden alma dürtüsündeki bir grubun tavrındaki çelişkiden kaynaklanıyor.

Daha önce de belirtmiş olduğum gibi, iLiKETRAiNS, her şarkısında, İngiltere tarihinden seçmece trajik olaylara değiniyor. The Deception'ın talihsiz ismi ise Donald Crowhurst. Bu şahsı tanımlamak için kullanacağımız sihirli kelime şu: profesyonel-yalancı.

Profesyonel-yalancılık nedir, eski bir profesyonel-yalancı olarak açıklayayım; o veya bu sebeple bir konudaki hedefini gerçekleştirmek üzere -ki Donald Crowhurst özelinde bu hedefler ün ve zenginlik- söylenen ardı arkası kesilmeyen yalanlarla oluşan bir yalan-dünyayı sırtında taşıyan Atlas'a profesyonel-yalancı diyoruz. Bu içinden çıkılması çok güç olan durumun öznesi, yalanları gerçeklerle karıştırırken aslında durumdan hiç bir zaman hoşnut değildir ve bu ikilem onu daha da zor bir duruma düşürebilir. Günlük hayat diliyle "en nefret ettiğim şey yalandır" tümcesini her yerde sıkça duymamız mümkün olsa da, ve yalan; en aşağılık eylemi örtmek için kullanıldığında o eylemden bile daha aşağılık bir eylemin sebebi haline geliyorsa da, hepimiz yalan söylüyoruz ve söyledik. Sen de söyledin, ben de ve Donald Crowhurst de söyledi.

Donald, Hindistanlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve ilk-gençliğinin başlarında okumak için İngiltere'ye yollandı. Ailesi yanına geldikten kısa bir süre sonra, tüm mal varlıklarını talihsiz bir biçimde kaybettiler. Çok geçmeden Donald'ın babası kalp krizinden vefat etti.

Crowhurst'ün kırılma noktası burada başlıyor; okulu bıraktıktan sonra askeri bir okulda teknisyen olmak istediyse de bir süre sonra okuldan atıldı ve orduya katıldı. Bir araba çalmaya çalışırken yakalanmasından sonra da ordudan ihraç edildi. Bunun üzerine Reading Üniversitesi'nde araştırmalar yapmaya başladı, amacı ufak bir navigasyon cihazı üretmek ve kendi kuracağı bir şirketle bu cihazın pazarlamasını yapmaktı.

Nihayet şirketini kurdu, evlendi ve bir oğlu oldu, bir kaç yıl sonra ise annesi, gözünün önünde intihar etmeye çalıştıysa da muvaffak olamadı. Annesinin durumunun üstüne şirketinin de iflasın eşiğinde olması ikinci bir kırılma yarattı ve Donald bu kırılmayı büyük bir başarı gerçekleştirerek düzeltebileceğine inandı.1968'de, Sunday Times gazetesi, gemiyle yapılacak bir Dünya turu yarışı düzenlediğinde, yarışmacılar arasında bu yarışı kazanmaya belki de en ihtiyacı olan da bu sebeple Donald Crowhurst idi.

Yatın finansmanı ve navigasyon cihazının işlevselliğiyle ilgili bir çok girişimden sonra, pek de güvenli olmayan yatı ve çalışıp çalışmadığı tartışmalı olan navigasyon sistemiyle, okyanusa açıldı Crowhurst. Durumun pek de iç açıcı olmadığını anladıktan sonra iki adet seyir defteri tutmaya başladı; bir tanesi gerçeği yansıtan ve ne kadar çaresiz olduğunu anlattığı ve diğeri İngiltere medyasına ne kadar ileri bir aşamada olduğu yalanını hikaye ettiği, iki seyir defteri. Bu aşamada İngiltere medyası, gönderilen haberler üzere Donald'ın rekor sayılacak aşamalar kaydettiğini yazmakla meşgul olsa da, kendisi neredeyse kıpırdayamayacak noktadaydı.

Zamanla yarışmacılardan hepsi birer birer diskalifiye olmuş oldular. Crowhurst'ün yarışı kazanmak için tek yapması gereken artık sadece İngiltere'ye geri dönmekti. Lakin, yanına almış olduğu kitaplarda okuduğu, Einstein'in görelilik kuramının da etkisiyle, Evren ve Tanrı üzerine uzun uzun düşünmeye başladı.Bazı iddialara göre, Güney Amerika kıyılarından, yarış kurallarına aykırı bir biçimde, temin ettiği yiyeceklerin -büyük olasılıkla, cubensis- de etkisiyle akıl sağlığını yitirmeye başladı. Bunun üzerine bütün yalanlarını açığa çıkartan, görelilik kuramını eleştiren ve fizik, felsefe ve teolojiye de değindiği uzunca bir yazı kaleme aldı. Teorisine göre, yaşam evrimsel bir aşamaydı ve gerçeği kavramış olan insan yaşamüstü bir nitelik kazanacaktı. Tanrı'dan, gerçeği bu kadar üzün süre sakladığı için af diledi, yalanlarla dolu seyir defteriyle birlikte, kendini okyanus sularına bıraktı.

Cesedi bulunamadı.

20080115

iLiKETRAiNS - Elegies To Lessons Learnt





















Tam da iLiKETRAiNS, 2005'te, ilk single'lari BEFORETHECURTAiNSCLOSE ile hayatımıza sokulur iken, varlıklarından habersiz olan ben, varlığımdan habersiz olan iLiKETRAiNS'in memleketi Leeds yolunda, trenleri birbirine karıştırmak ve yolumu kaybedip kendimi Manchester'da bulmak ile meşguldüm. Bahsi geçen tren yolunu, huzur ve mutluluk hariç bin bir türlü duyguyla, defalarca tecrübe etmiş olduğumdan, o zamanlar, grubun ismine ters düşecek bir biçimde söyleyebileceğim tek şey, "trenlerden nefret ediyorum" olabilirdi.

Anlatmış olduğum ruh halinin, Terra Nova'da müziğe döktükleri Kaptan Scott'un evden ırak ve yapayalnız ruh haliyle arasındaki benzerlikten midir bilinmez, gel zaman git zaman hem iLiKETRAiNS'i, hem de sözü edilen tren yolunu ve dahi trenleri sever oldum.

İşte bu iLiKETRAiNS, tam da zamanında, tam da mevsiminde, 2007'nin ekim ayında Elegies To Lessons Learnt adlı ilk albümünü piyasaya sürdü. Daha önceki şarkıları gibi, bu albümdeki şarkılar da, İngiltere tarihinden trajik olaylar üzerine yakılan ağıtları içeriyor. Kaldı ki bu sefer meraklı olanlarımız için, internet sahifelerinde bir zaman-çizelgesi hazırlayarak, hangi şarkının hangi hikaye için yakıldığını anlatmışlar.

Suikaste kurban giden İngiltere başbakanı Spencer Perceval anısına, Elegies To Lessons Learnt.


Sanatçı: iLiKETRAiNS
Albüm: Elegies To Lessons Learnt (Ekim/2007)

Şarkı Listesi:
1- We All Fall Down
2- Twenty Five Sins
3- The Deception
4- The Voice Of Reason
5- Death Of An Idealist
6- Remnants Of An Army
7- We Go Hunting
8- Come Over
9- Spencer Perceval
10- Epiphany
11- Death Is The End

DOWNLOAD.