Showing posts with label australian. Show all posts
Showing posts with label australian. Show all posts

20081126

This Is Your Captain Speaking - Eternal Return






















Şubat ayında yapılan bir yorum karşısında, This Is Your Captain Speaking hakkında bir iki kelam edeceğimi söylemişim. Kasım bitmek üzere ve ben yeni yazıyorum. Şubattan bu yana kaç uçak kalkmış, kaç defa "kaptan pilotunuz konuşuyor" denmiş, kaç uçak inmiş. Kaç minibüs duraktan ayrılmış, kaç otobüs perondan, kaç denizotobüsü iskeleden. O günden bu güne, tek bir canlı hücremiz bile kalmamış, kanımız farklı bir kan, belki içinden galonlarca kan geçen yüreğimiz farklı, biz farklıyız.

This Is Your Captain speaking, Eternal Return albümünü işte bu farklılıklar üzerine inşa etmiş. Gidilen yollar, dönülen yollar ve döndüğünde değişmiş bir dünya. Her gidiş aynı zaman da dönüştür, diyerek alevli gif'leri hatırlatan ucuz aşk sitelerini ya da dimağı sığ feylesofları aklınıza getirecek değilim kesinlikle. Ama bu gidiş-dönüş ekseninde yaşanan bitevi değişimin tınısı saklı Eternal Return albümünde.

Avustralyalı grup This Is Your Captain Speaking, ilk albümleri Storyboard'u çıkardıklarında beklemedikleri bir ilgi görmüşlerdi. Artık klasikleşmiş post-rock tınılarının dışına çıkma arzusundaki dinleyici dört elle sarılmıştı Storyboard albümüne. Albüm aslında janra yenilik veya tazelik getirmiş olsa da, kullanılan kalıplar açısından bakıldığında pek farksızdı ortaya çıkan sonuç; largo/larghetto giriş, iyi kotarılmış catchy bir kreşendo, sonra da kısa bir son. İşte, Eternal Return, gidiş-dönüş ekseninde yaşanan bitevi değişimin etkisinden mi, yoksa salt grubun kimliğine ve müziğine daha yatkın bir hale gelmesinden mi bilinmez, kalıpları daha farklı bir şekilde sunan bir albüm. Daha ağır, daha sakin ama daha doyurucu şarkılar var Eternal Return'de, sadeliğin önemi daha net kavranmış gibi sanki.

Velhasıl, gidilen yahut dönülen yerde ya da bizzat gidiş yahut dönüş esnasında dinlenmesi halinde, sanki yaşanan o kaçınılmaz değişimin müzikal suretiyle karşı karşıyaymışız gibi hissetmemiz kuvvetle muhtemel Eternal Return dinlerken. Bakalım kaç uçak, kaç otobüs ve kaç vapur sonra yeni bir This Is Your Captain Speaking yazısı düşecek zihnimize, onu da zaman gösterecek.


Sanatçı: This Is Your Captain Speaking
Albüm: Eternal Return

Şarkı listesi:

1- Part 1
2- Incirculation
3- Part 3
4- Lullaby
5- Part 2

DOWNLOAD.

20080717

Meniscus - Absence Of I




















Menisküs, çocukluğumdan bu yana, pek çok çağrışımı beraberinde getirmiş bir kelime benim için. Herhalde ilk kez Sabah gazetesinin spor haberlerinde rastlamıştım bu kelimeye; fırından dönerken ekmeğin ucunu kevirmenin yanında gazeteye de göz atan masumiyette bir çocuk olarak, menisküs kelimesini iktidarsızlıkla özdeşleştirmiş, penisin küsmesi kontekstinde kullanıldığını düşünmüştüm. İlerleyen yıllarda bu kelimenin beraberinde getirdiği düşünceler daha ciddi ve daha sancılıydı; havaların ısınmaya başladığı o bahar gününden kışın ilk karına kadar yaşanan dayanılmaz diz ağrıları, artroskopi korkusu, bunaltıcı yün dizlikler. Bunaltıcı ya da absürd olan bu çağrışımların arasına yeni bir konuk katılmıştı ki, şu an tanıtageldiğim bu grubun da ismini ve belki de müzikal kimliğini dayandırdığı şeydir aynı zamanda; gerridae familyasından, suda yürüyen böcekler -ki meniscus-climbing insect olarak geçiyor İngilizce'de- kendi eklemlerini oynatarak değil, üzerinde durdukları yüzeyi değiştirerek hareket ediyorlar; ve bu Meniscus'un müziğini de tanımlamak için harika bir metafor aynı zamanda.

Avustralyalı üç kişilik grup Meniscus'un ilk kaydı Absence Of I, bu metaforu gözlemlenebilir bir hale getiriyor. Evvela, kullanılan efektlerden, gitar riff'lerine ve sample'lara kadar, baskın bir "böcek" teması hakim kayda. Lakin bundan daha önemli bir özellik taşıyor Absence Of I; herhangi bir psikoaktife ihtiyaç duymadan, ya da müziği konu eden video oyunlarını görmezden gelerek, salt müziğin tetiklediği bilinçle, albümü -sadece dinlemeyip- tahayyül de eder isek, ortada eğilip bükülen bir yüzey olduğunu gözlemlemek hiç de zor olmuyor. İşte yine, ortada etkin bir "müzikal doku" var, sanki her şey o dokunun üzerine oynanıyor, oynandıkça o dokuyla birlikte şarkı şekilleniyor, yeni bir biçime kavuşuyor.

Anlatmış olduğum aslında tamamen subliminal faktörler ışığında oluşan bir yargı, dolayısıyla müziğin skalerliğiyle sağlamasını yapmak imkansız. Ama biraz daha derine inersek, ne demek istediğim daha net anlaşılabilir. Örneğin açılış şarkısı Cusp, kesik bir gitar riff'iyle başlıyor; ardından patlayan enstrümanlar yepyeni bir melodiye geçmek yerine, o en baştan aldıkları riff'i eğip bükerek değiştiriyor, ve yeni bir biçimlendirmeden sonra işlem baştan başlıyor. Yani baştaki melodi, nicelik yönünden değişiyor olsa da kimliği sabit kalıyor. İşin hoş tarafı şu ki, bu sıkıcı gibi duran işlemi, Meniscus bir oyun oynarmış gibi uyguluyor; hani bir kaç şairin bir masa etrafına dizilip, her birinin farklı bir dizeyle ördüğü şiirler gibi, tamamen farklı ama tamamen de aynı olan bir bütün ortaya çıkıyor.

Aynı formül, Absence Of I'ın ikinci şarkısı Pilot'ta da kendini gösteriyor. Yine alışıldık ve hatta belki sıkıcı olabilecek bir gitar riff'i şarkının başından sonuna kendini çeşitli biçimlerde gösterirken, bu sefer yüzeyi şekillendiren öge davullar oluyor. Yine bir oyunun içine sokuyor Meniscus bizi, sadece bu sefer kurallar değişmiş gibi. Bundan daha da önemlisi, Meniscus, kusursuz bir oyun ortaya koyuyor, şu kertede söylenebilecek tek şey şu: 3 kişinin böylesine komplike bir müziğin, müziği daha da komplikeleştiren bir felsefi dayanağın altından kalkmış olması bile, bu albümü dinlenebilir yapmaya yetebilir.

Ve fakat, bu progresiflik ve bu metafor-müzik uyumu bazıları için sıkıcı bir durum teşkil edebilir yahut 22 dakikalık son şarkı, Idiot Savant-Far'ın neredeyse üçte birinin böcek sesleriyle geçmesi yadırganabilir. Lakin böcek seslerinin bile bir şey anlattığı, bu seslerden sonra devam eden şarkının bir şeyi işaret ettiği, çok yoğun ve dolu bir ilk kayıt söz konusu olan. En önemlisi de şu; Meniscus, müziği, salt müzik olarak algılamayan ve bunu yedire yedire, her notada gösteren bir grup. Bu öylesine etkileyici bir durum teşkil ediyor ki, Absence Of I'ı, bir sanat eserinin ulaşabileceği en tepe noktaya yerleştiriyor; her fırça darbesinde ya da mikroskobik her vuruşta bir Las Meninas saklı olan bir Las Meninas düşünün, her harfin içinde bir Ulyssesbarındırdığı bir Ulysses tahayyül edin; işte tüm bunların müzikteki karşılığı, Absence Of I; her notasında albümün tamamı gizli.

Sanatçı: Meniscus
Albüm: Absence Of I

Şarkı listesi:
1- Cusp
2- Pilot
3- Mother
4- Idiot Savant-Far

DOWNLOAD.

20080224

Nick Cave And The Bad Seeds - Dig, Lazarus, Dig!!!






















Şimdi, "Bu fıstık tüccarı tipli arkadaş kim?" diye sorabilirsiniz. Evet kendisi Nick Cave, müziği yalayıp yuttuktan sonra bir konserde İbrahim Tatlıses'le tanışan Nick, ortalıkta bu imajla geziyor şu aralar. Albümün görseli de henüz yok; keza ortalıkta albüm de yok, dolayısıyla bu muhteşem görüntüyü koyuyorum onun yerine. Dig, Lazarus, Dig!!! çıkış tarihi mart ortaları olarak belirlenmiş bir albüm, lakin bir şekilde ulaştık kendisine, burdan da ulaşımın devamını sağlıyoruz.

Şunu söyleyebilirim, modern çağ ozanları arasında, en değer verdiğim isim Nick Cave. Warren Ellis ve Blixa Bargeld'in varlıkları da Nick Cave'in müzikal potansiyelini atmosferin dışına taşımaya yeten ögelerdi yıllar boyunca. Bu bağlamda Neubauten ve Dirty Three'yi de tartışmak manasız olacaktır. Bad Seeds'in kimliğine büyük katkısı olmuş Blixa'nın gruptaki ağırlığı tartışılmaz olsa da, ayrılışının ardından çıkan ilk albüm, Abottoir Blues/The Lyre Of Orpheus, en beğendiğim Nick Cave albümüydü, yakın zamanlarda çıkan The Assassination Of Jesse James soundtrack'indeki müzikalite de ortada. Dolayısıyla bu albüm için beklentilerimi yüksek tuttuğumu söyleyebilirim.

Şu aralar video'su malum kanallarda dönen, albümden çıkan ilk single Dig, Lazarus, Dig!!! 'i çok beğenmemiştim. Sebebi aslında, tamamen kişisel; Nick Cave'in iki yönlü bir müzikal anlayışı olduğunu söylemek mümkün ve ben bu iki yönlülük içinde taraf tutmaktan kendimi alamıyorum. Bu ikilikliği şöyle gruplamak mümkün; Babe, I'm On Fire ya da Supernaturally gibi "güneşli bir günde evden çıkmadan dinlenecek şarkılar" ve Into My Arms gibi, Henry Lee gibi "yağmurlu bir günde sevgiliyle uzanırken dinlenecek şarkılar". Şahsi zevkim ve muhakkak yaşanmışlıkların da etkisiyle ikinci seçeneği daha dolu ve kıymetli buluyorum. Dig, Lazarus, Dig!!! ise ilk dinleyişte Babe, I'm On Fire'ı andırıyor. Bu ateşli şarkıların albümdeki ağırlığı büyük, ve fakat, Hold On To Yourself ve Jesus Of The Moon gibi klasikleşeceği kesin ballad'lar bir nebze de olsa güce denge getiriyor.

Sonuç olarak, yakın zamanda bu albümün de Nick Cave klasikleri arasına gireceğine inanıyorum, her ne kadar bir Murder Ballads, bir Nocturama olamayacak olsa da, içinden bir Henry Lee, bir Straight To You çıkmamış olsa da. Ama sanırım bunun için ilk önce o bıyıkların gitmesi, Nick Cave'in PJ ile barışarak o korkunç birliktelikten oluşan supernovanın artıklarını bize yansıtması gerekiyor.

Sanatçı: Nick Cave And The Bad Seeds
Albüm: Dig, Lazarus, Dig!!!

Şarkı Listesi:

1- Dig, Lazarus, Dig!!!
2- Today's Lesson
3- Moonland
4- Night Of The Locus Eaters
5- Albert Goes West
6- We Call Upon The Author
7- Hold On To Yourself
8- Lie Down Here (And Be My Girl)
9- Jesus Of The Moon
10- Midnight Man
11- More News From Nowhere

DOWNLOAD.