20101121
Subheim - No Land Called Home
Bu yazıyı dün yazacakken dolunay hasebiyle bugüne erteledim, anneannemin ördüğü hırkayı giydim, sevgilimin avcumun içine tıkıştırdığı yüzüğü taktım, yazı yazıyorum. Yaptığım önemli bir şey değil ya, olduğundan daha anlamlıymış gibi hissetmek işime geldiğinden tüm bu ufak parçalarla anlam kırıntıları yaratıyorum. Hepimiz yapıyoruz bunu, yaptığımız her şeyde işte; yazılarını sadece daktiloda yazan yazardan, tekmeliklerine uğurlu numarasını kazıyan futbolcuya, gitarına sticker yapıştıran müzisyene, sınavda uğurlu kalemini kullanan öğrenciye kadar. Şimdi düşünün; o tekmelikler olmasaydı, o sticker'lar yapıştırılmasaydı, uğurlu kalemler yerine kırtasiyeden aldığımız alelade kalemleri kullansaydık, daktiloların ağırbaşlı müziği sadece baş ağrısı yaratsaydı şu dünyada yaşamanın ne zevki olurdu? Tüm bu kişiselleştirdiğimiz ufak tefek şeylerle, yaptığımız her işe anlam katmakla kalmıyoruz, o eylemi de kişiselleştiriyoruz, bizselleştiriyoruz.
İnsanoğlu mânaya ihtiyaç duyuyor; çevresini, yaptıklarını kişiselleştirmek istiyor, olduğundan daha büyük olarak algılamak istiyor. Hayatlarımızın amacını sorgulamaya vakıf olduğumuz için lanetliyiz bununla. Bu yüzden en başından beri, ilk günden beri ateşe, toprağa, semaya, denize olduğundan daha farklı yaklaşmaya çalışıyoruz. Ritüeller, ibadetler hep bu yüzden var; hep bu yüzden omuzlarımıza dokunmak bizi rahatlatıyor, günün belli saatlerinde aç kalmak, haftanın belli bir günü çalışmamak, ellerimizi kavuşturup dilek tutmak, dizlerimizi kırıp yere alnımızı yapıştırmak.
Bunu bu şekilde düşündüğüm, yani mâna arayışı içinde öznel bir ritüel oluşturan kişiyi yahut topluluğu tahlil ettiğim zaman, çok ama çok ufak bir an için o kişilerin ruhlarını hissetmeye vakıf olabiliyorum. Kendim olma tecrübesinin yanı sıra, kendini bir haça çivileten adam ya da bir yıl boyunca ağaç kovuğundan çıkmayan adam olma tecrübesini de yaşayabiliyorum ki bu teferruatlı hissiyatın içinde de ben mâna buluyorum.
Mânaya yönelik tüm bu lakırtıdan sonra, maddeye yönelik etmem gereken bir kaç kelam var. Bu albümle ilgili yapılan eleştirilerin ekseriyeti, Subheim'dan böyle bir müzik beklenmediği yönündeydi. Nihayetinde albümden bir kaç ay önce sızıveren Streets'in de beklentileri şekillendirmede payı olduğunu söyleyebilirim. Bir çok kişinin hayal kırıklığı yaşadığını hatta albümü zorlama, bayağı bulduklarını okudum. Bu yönde yorum yapan herkesin ortak derdi vokaller ve Subheim'daki bu değişimin sevilmediği fikrindeler.
Benim bu konudaki tavrım belli: Sevdiğini düşündüğün bir şeyi, değişiminden sonra sevmekten vaz geçiyorsan eğer, hissettiğinin adının sevgi değil alışkanlık olduğunu anlaman gerekiyor. Bu alışkanlıkların boyunduruğundan kurtulup değişimi takdir etmek gerekiyor. Eğer ki bu değişimler şu ya da bu gerekçe için alınan zorlama kararlar ile girişilen zorlama değişimler değilse, yani içsel devinimlerin ürünüyse burada bir tırtılın bir kelebeğe dönüşmesi kadar büyülü bir durumdan söz edebiliriz.
Subheim'ın yeni albümü No Land Called Home'da bulduğum mânanın çok katmanlı olmasının en büyük sebebi de yukarıda anlattığım husus aslında. Zira albümü ilk dinlediğim andan itibaren, dünya üzerindeki çoğu topluluğa ait kültürel ritüellerin konu alındığı fikrine saplanmış vaziyetteyim. Her şarkının kendine münhasır bir ruh halinin, diğerlerinden ayrılan çok sivri köşelerinin olması bunda en büyük etken tabii ki. Bir şarkıda voodoo kabilelerinin tamtamları, bir şarkıda arabesk ud tınıları, bir başkasında keltik ilahiler derken devr-i alem yapmış bir arının balı gibi yumuşak ve gökkuşağı kadar renkli bir tad çıkıyor ortaya, hem de bu renklerin altı mat bir karalıkla çizilmiş oluyor. Bu çıkarımda yalnız olmadığımı düşününce daha da tuhaf hissediyorum kendimi.
No Land Called Home'daki tüm bu müzikal çeşitlilik, farklı kültürlerin, farklı ritüellerin özünü çalmasıyla birlikte ortaya konunca ve tüm de bunun üstüne kendi özünü de değiştirmek isteyen bir müzisyenin gayreti de söz konusu olunca, Subheim hem müzik çalarımızdaki hem de ruhumuzdaki yerini pekiştirmiş oluyor. Subheim için konuşmak gerekirse, Approach gibi bir albüme benzer bir albüm çıkartıp, yaptığı şeyi devam ettirip kuyuya daldırdığı kovadan daha fazla su çekmek yerine yeni bir kuyu açıp oranın suyunun tadına bakma cesareti beni heyecanlandırıyor. Şu haliyle "bundan sonra nasıl güzel şarkılar yapar"dan, "bundan sonra nasıl bir tad yaratır" merakı içindeyim Subheim özelinde.
Sanatçı: Subheim
Albüm: No Land Called Home
Şarkı listesi:
1- Dusk
2- Streets
3- When Time Relieves
4- December
5- Between Fear And Love
6- The Veil
7- Conspiracies
8- The Cold Hearted Sea
9- Dunes
10- The Ravage Below
11- At The Edge Of The World
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
04:59
1 mırıltı.
damgalar ambient, electronica, greek, lyrics, subheim
20100325
Katatonia - The Longest Year
Yaşadığınızı zannediyorsunuz ama aslında ölüsünüz; bilmiyorum kaçınız bunun farkında. Ölüm, yani yaşamama hali tam olarak kalbinizin kan pompalamıyor olması mı, bilincin yok olması mı ya da. Bilinci açık birinin koltuğundan, beyin ölümü gerçekleşmiş ama makinalara bağlı olarak hayat denen parantezlerin içinde olan biri ne kadar ölü gözüküyorsa ya da kalbi dakikada yaklaşık doksan defa atan birinin gözlerinde, kalbi durmuş biri ne kadar ölüyse aslında biz de yukarıdan bir yerden, yeşil bir şahinin gözünden mesela, o kadar ölüyüz. Çünkü ölmek kalbin duruşu ya da beynin sessiz kalışı değil; Boğaziçi Köprüsü'nden kendini aşağı bıraktığın anda, yani parmak uçlarında metalin o buzunu artık hissetmediğin anda ölüsün. Barut kurşunu ateşlediğinde ölüsün, frenlerin tutmadığın zaman, evin duvarları kreşendoya başladığı zaman, gaz kokusunu aldığın zaman ölüsün. Geri dönüşün yok artık; yere çarpacaksın, o kurşun beynini dağıtacak, arabanın ön camından fırlayıp 50 metre ileri uçacaksın, ucuz inşaat demirleri kaburganı delip geçecek, ciğerlerin karbonmonoksit dolacak. O an biliyorsun aslında sonun ne olduğunu, sona geldiğini yahut. O yüzden ölüsünüz hepiniz, çünkü o zemine çarpacaksınız ve paramparça olacaksınız işte, şimdilik havada süzülüyorsunuz aşağı doğru, yer çekiminin asla engel olamayacağınız gücüyle birlikte ölümünüze ilerliyorsunuz.
Doğduğumuz an ile öldüğümüz an ne kadar aynıysa, aşık olduğumuz an da ayrıldığımız an ile aynı aslında. Memento mori'nin, yani Ecel'i düşünüyor olmanın, o engellenemez korkunun bir benzeri mevcut aşkta. Eninde sonunda kaldıracak göğsünden başını, elini çekecek elinden, alnındaki buse soğuyacak. Yalan söyleyeceksin ya da yalan söyleyecek, bıkacaksın ya da bıkacak, öleceksin ya da ölecek ve her zaman da hissedilecek o düşüş anı. Kurşunun namludan çıktığı an gibi, trenin ışıklarını gördüğün an gibi. Mahvolacaksın, evet. Ama olan olacak.
Tam da bu anlar için, kurşunun namludan çıkarken çıkardığı sese eşlik edecek, trenin uyarı düdüğünde yer alabilecek, düşüşe yaren olabilecek bir müzik var. Yüreğin ısısı düşerken, güzel şeyler avuç içinden kum taneleri gibi kayarken ne yapmak gerekir diye sorsaydınız bana bir kaç ay evvel, oturup Killing Me Killing You dinlemenizi önerirdim. Bugün bu soruya vereceğim yanıt, The Longest Year ep'sini dinlemeniz olur.
Dört şarkılık bu ep'de, The Night Is The New Day albümünün klip şarkıları olan Day And Then The Shade ve The Longest Year haricinde bence albümün en iyi şarkısı olan Idle Blood ve daha önce yayınlanmamış Sold Heart yer alıyor. Idle Blood ve Day And Then The Shade elektronik dozu hayli yüksek remix aşamalarından geçmişler; bilhassa Idle Blood fena halde Depeche Mode kokuyor ve şarkıya çok yakışmış bir remix ortaya çıkmış; gel gör ki şarkının en can alıcı bölümünün kanatlanıp uçması pek hayırlı olmamış. Sold Heart ise alışılmadık derecede sakin ve çok basit bir şarkı olmasına rağmen, bir kaç dinlemeden sonra kanca gibi ruha saplanan bir şarkı.
Katatonia gibi oturmuş, kadim grupların dinleyicileri genelde sıkı statükocudur, her birini seyrek saçlı, cam dibi gözlüklü emekli öğretmenler olarak hayal edebilirsiniz. Bu arkadaşlar özellikle elektronik soslu müzikten hoşlanmazlar ve grubun özüne ihanet ettiğine inanırlar; bu yüzden doğdukları kıyafetler ile gömülürler ve topraklarından açan çiçekler tek renklidir. Eğer öldüğünüzün farkındaysanız ve toprağınızda rengarenk çiçeklerin filizlenmesini istiyorsanız, ölümüne tavsiyemdir The Longest Year.
söyleyen;
dream endless.
at
02:10
5
mırıltı.
damgalar electronica, katatonia, lyrics, metal, swedish
20100119
Álfheimr - These Songs We Sing Will Fade To Silence

Ortalama 80 kilogramlık et yiyen bakteriler olarak yaşadığımız bu dünyada, en hızlı ve en çabuk tüketilen sanat dalı olan müziğe dair kavramların etlerini kemirdiğimiz, ortada bir kaç parça kemik, tırnak, diş ve saç teli bırakıp daha da şişkin bir vaziyette yolumuza devam ettiğimiz malum. Her bir organından tutup çekiştirmeden, dişlerimizi derisine geçirmeden önce "indie" kavramı da bir janrdan fazlasıydı. Bugünlerde düşük tempolu, yumuşak geçişli, basit akorlu ve düşük oktavlı bir müzik janrı olarak tanımlayageldiğimiz indie, kıpkırmızı yanaklara sahip olduğu vakitte plak şirketlerinden bağımsız müzik yapan idealist bir müzik akımını temsil etmekteydi. Punk'ın o meşhur "do it your self" öğretisinden geldiğimi defaatle dile getirmiştim, dumanı üzerinde tüten bir yazıyla müzik endüstrisine yaklaşımımı da çok net bir biçimde dile getirdim; hal böyleyken bağımsız -indie- sanatçılara özel bir alaka besliyor olmam da normal.
Álfheimr, Özgürlükler Ülkesi'nin en batısında yaşayan Madison'ın projesi. These Songs We Sing Will Fade to Silence albümünü kendi başına çıkarmış Madison, albümün her aşamasıyla bizzat kendi ilgilenmiş. Bu yüzden öznellik kokuyor bu albüm bir hayli ve ben bu yüzden seviyorum böyle albümleri. Evet duyduğumuzda aklımızın yerinden oynamasına sebep olacak denli karmaşık bir müzik vaad etmiyor bu albüm, bir müzikal dehayı işaret eden besteler içermiyor ya da plak şirketlerini peşinden koşturacak bir yenilik de taşımıyor ama fena halde insan kokuyor işte. Öte yandan elektronik bazlı müziğin artık çocuk oyuncağı olduğu ve hominidae familyasına dahil olan her canlının rahatlıkla elektronik müzik yapıp Urban Outfitters yahut American Apparel'dan da alış veriş yapmayı ihimal etmeyerek kendine sanatkar dediği şu zamanlarda Álfheimr'in müziği itinayı sonuna kadar hak ediyor.
Lakin Álfheimr'i mütena bulduğum esas husus müziğinden ziyade söylemleri. Albümünü bedava paylaşan Madison, dijitalize edip .rar dosyalarına sıkıştırdığı ilhamının yanına bir metin dosyası ekleyerek dinleyicisiyle tek taraflı bir iletişime geçmiş. En mühimi, müzik için para verilmesi gerekliliğini reddettiğini fakat dijital gitarlar kullandığı bu şarkılar yerine gerçek gitarları kullanarak müzik yapma arzusuna ulaşmak için bir gitar almak istediğini, bu yüzden de yardımların müziğine ne kadar katkıda bulunacağını vurgulamış. Nazar-ı dikkatimi celbeden bu metni okuduktan sonra Madison'ın MySpace'ine girerek fikr-i takipte bulunmak istedim; bir dinleyicinin sahiden de Madison'ın ihtiyacı olan gitarı alması için ona yardımda bulunduğunu görmek bir hayli hoşuma gitti. Bu samimiyet, yakınlık, açık sözlülük o kadar arzuladığım bir şey ki, hiç de adetim olmadığı şekilde Madison'a mesaj atarak konuşmak istediğimi söyledim. En nihayetinde Limbo Pillow için de bir ilk olacak biçimde ufak çaplı bir röportaj yapmaya karar verdik. Dünyanın diğer ucundaki bir adamın yaptığı müzik bu noktadan sonra annesinin kek sevgisi yüzünden dişil bir isme sahip olan sınıf arkadaşımın, iş arkadaşımın müziği oluverdi.
d.e.: Melodiler kafamızın içinde dönüp duruyor, bazen parkta oturup insanları izlerken bazen işte ya da dersteyken sonra da bir şarkı haline geliyor. Bu albümdeki şarkılar nasıl oluştu, işte ya da okuldayken mi?
Madison: Albümü kaydederken çalışıyordum, açıkçası okula gidecek param da pek yoktu. Ama şarkıların çoğu uyumadan hemen önce ortaya çıktı diyebilirim. Albümün neredeyse yarısı, uyumadan hemen önce not defterime karaladığım fikirlerden ya da melodi parçacıklarından müteşekkil.
d.e.: Tüm bu finansal problemlerle boğuşurken ve iş rutinine hapsolmuşken böyle dolu bir albüme imza atmak zor olmadı mı?
Madison: Albümdeki tüm kayıtları ben gerçekleştirdim, mixing ve mastering'ini ben yaptım; albüm için gerçekten çok düşük bir bütçeyle çalışmak zorundaydım. Şarkılarla ilgili bazı fikirlerim vardı daha evvel ama bir anda gelen bir ilhamla her şeyi tek bir fikir çerçevesine oturtmaya karar verdim. Gelişigüzel bir şekilde oldu her şey ama ortaya çıkan sonuç da beni memnun etti, ben de üzerine gittim.
d.e.: O halde bir amacın, bir sebebin vardı. Neydi bu?
Madison: Evet, tuhaftır ki bir amacım varmış gibi hissediyordum, sanki yapmam gereken bir şeyi yapıyormuşum gibi. Hiç bir zaman kelimelerle aram iyi değildi, galiba albümün duygusal çıkış noktası tamamen buydu.
d.e.: Peki esas amaç ne, varmak istediğin nokta? Dünya turuna çıkmak mı, rock-star olup milyonlar kazanmak mı?
Madison: Müziğimin şimdiki halinden daha popüler olabileceğini sanmıyorum, olsa bile bu çok büyük bir sürpriz olurdu. Ama internet üzerinde oluşan bir dinleyici kitlesi var; Japonyadaki, Macaristandaki, Türkiyedeki insanların müziğini dinleyip bundan etkilenmesi bile başlı başına büyük bir olay.
d.e.:Son olarak; insanlar genelde bahanelerin arkasına saklanmayı tercih ediyor. Bir şeyi yapmak için zamanın yeterli olmadığını, imkanların kısıtlı olduğunu söyleyip hayalet gibi yaşıyorlar. Sen tam zıddını yapıyorsun, nedir bunun sırrı?
Madison: Kısıtlamaları bir özgürlük olarak görmek lazım. Tüm bu gündelik zorunlulukların yaratıcı bir yanı var. Kişisel meselelere gelince, bu da zaten kullanman gereken bir şey.
Sanatçı: Álfheimr
Albüm: These Songs We Sing Will Fade To Silence
Şarkı listesi:
1- Wasted Time, Part One: The Moon Says "I Love You"
2- Each Day We Pass is Borrowed Time
3- It Shouldn't Have Mattered
4- The Remnants of Our Shattered Lives Collide Like Glass on Glass
5- Hypnos & Thanatos (Breathing In, Breathing Out)
6- The Slow Approach to Midnight
7- Asleep and Falling There; Dead and Dying
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
23:48
5
mırıltı.
damgalar álfheimr, ambient, american, electronica, indie
20090728
The American Dollar- Ambient One

Bu blog'da paylaştığım müzikal muhteviyatın lalettayin şeyler olmadıklarını, hususi bir anlam taşıdıklarını daha evvel defaatle söyledim. Evet; şarkıların, albümlerin yahut müzisyenlerin tamamı hususi ama bazılarının ehemmiyeti daha fazla, bazıları daha hususi, bazıları daha kıymetli. Blog muhteviyatının duygusal manası ile ilgili, daha önce kimselere söylememiş olduğum bir durum var; mevzu bahis daha hususi, daha kıymetli, daha mühim bazı şarkıları arşivlerimden çıkarıp burada sizlerle paylaşırken, elimde bulunan kopyaları kullanmak yerine yeni bir şarkı yahut albüm download edip onu paylaşıyorum. Bu tavırla belki de söz konusu şeyin hususiyetini bir nebze de olsa saklamaya çalışıyorum, bilemiyorum. Zira elle tutup gözle göremeyeceğin ve en temel noktada 0 ve 1'lerden müteşekkil olan bir şeyin hususiyeti ne olabilir diye düşünmeme engel olacak bazı takıntılarım var. O 0 ve 1'lerden müteşekkil kodlara entegre olmuş bir oluşturma tarihçesinden söz edebiliriz somut anlamda, ben ayriyeten o kodlara sinmiş bir tarih kokusu olduğunu da düşünüyorum. Bu, çok değerli mücevheratları bir kutuda saklarken, saklananların imitasyonlarını kullanmak gibi bir şey.
Meseleyi bu cihetiyle değerlendirmenin sebebi, geçen günlerde yıllardır bir türlü yenemediğim shift+delete alışkanlığıma, kategorize edilmemiş şarkıları kurban etmiş olmam. Ukalalık olmasın, tatmin edici bir albüm arşivim var, onun yanı sıra çeşitli zamanlarda çeşitli şekillerde elde edilmiş şarkıları sakladığım daha hususi bir klasör de mevcut ki bu klasörde 1999 yılında çekilmiş ve çeşitli kopyalama araçları vasıtasıyla günümüze kadar gelmiş şarkılar bile mevcut idi. Bu tip durumlarda, şarkıların kimliğine sirayet etmiş bir görmüş geçirmişlik olduğunu düşündüğümden, shift+delete'e kurban giden bu şarkıları tekrar çekmemin mümkünatıyla dolamayacak bir boşluk oluştuğunu iddia edebilirim içimde.
Aynı boşluğu remix ya da bootleg albümlerinde de yaşıyorum. Elbette bunların da kendine has dokuları ve getirdikleri var, ama ehemmiyeti üst seviyede olan bir şarkının başka bir kaydını dinlemek sanki sevdiğin kadına çok benzeyen bir başka kadına sarılmak, dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba demek gibi geliyor. Her ne kadar farklı dokular ihtiva ediyor olsalar da, her ne kadar bu dokular zaman zaman heyecan uyandıracak denli vasıflı olsalar da, her daim belirli bir mesafeyle, soğuk bir ifadeyle karşıladığım albümler bu remix albümler.
Lakin, son dönemlerde bu genel tavrıma mugayır iki albümden bahsedebilirim. Birincisi, evvelce değindiğim Balmorhea'nın remix albümüydü. Helios, Machinefabriek, Jacazsek, Eluvium gibi isimlerce yeniden yorumlanan All Is Wild, All Is Silent şarkılarından müteşekkil bu albümün haberi beni ziyadesiyle heyecanlandırmıştı, yaşadığım heyecanı da birden fazla defa paylaştım. Albüm dahilindeki bazı şarkıların Muxtape'de yayınlanmasının üzerine, heyecanımı boşa çıkarmayan bir albümün ortaya çıktığını söyleyebilirim. Ve lakin, canım bugün Remembrance ya da Truth dinlemeyi arzu etse, arzumu söz konusu remix'ler ile değil, ilk dinlediğim, ilk vurulduğum, içimdeki arzunun kıvılcımı ilk çeken Balmorhea şarkılar ile tatmin ederim.
Lakin, remix albümlere olan mesafeme mugayır olduğu kadar, arzumu tatmin etmek hususunda da muvaffak olan bir albüm var ki, o da işbu yazının öznesidir.
The American Dollar külliyatını, olduğundan daha sakin, daha zarif bir biçimde yeniden işleyen bir albüm Ambient One. Adıyla müsemma olacak şekilde, şarkılardaki ambient hükmü daha fazla. The American Dollar'ın alamet-i mümeyyizesi ve hassa-i farikası olan sakin ambient tınılarına yarenlik eden o elektronik katmanlar çok daha az ve çok daha yumuşaklar bu albümde.
Üzerinde durulası bir diğer husus ise, albümde yer alan şarkıların birden fazla parçaya bölünmüş olması. Yani, şarkıların içinde farklılık ihtiva eden, melodilerin evrimleşmek suretiyle şarkıları ileriye taşıdığı bölümler, başlı başına yeni "track"ler olarak yer almış bu albümde. Misalen, Signaling Through The Flames; piyano girizgâhıyla, şarkının ana yapısını oluşturan ve gözümün önüne hep turkuaz bir gökyüzündeki uçan kuşları getiren bölümüyle ve finaliyle üç parçaya bölünmüş olarak yer alıyor albümde.
İşin ilginç boyutu şu ki, The American Dollar bu parçaları oluşturur yahut şarkıları parçalar iken öyle ihtimamlı davranmış ki, değil bir şarkının tüm parçalarını bir bütün halinde dinlemek, albümün tamamını tek bir uzun şarkı gibi dinlemek mümkün olduğu gibi her bir parçayı münferit şarkılar gibi dinlemek de mümkün. Bu cihetiyle, üzerine harcanan düşünce ve emeğin olduğu kadar, şarkıların çok da büyük bir oranda değişmediği ama yaşanan değişimin de zarif ve sakin pırıltılar barındırdığı bir albümden söz edebilirim.
Geçen sene, tam da bu zamanlar yazdığım A Memory Stream yazısında şöyle demişim:
"Korkunç bir deha barındırıyor muhteviyatında The American Dollar şarkıları, daha da mühimi, bu deha sadece bir kaç parçada ortaya çıkan patlamalar şeklinde de göstermiyor kendini; her şarkıda eser miktarda bulunuyor bu deha ve hatta bir kıyaslamaya gittiğimiz vakit, sadece şarkılarla değil, albümlerle de sınırlı olmadığını görüyoruz bu parıltının. Zira A Memory Stream'de de basit, ama ince, ama yoğun, ama çok komplike şarkılar, tayfın renklerini oluşturuyor."
Ambient One albümü, bir önceki yazının barındırdığı görüşleri çok daha yoğun bir hale getiriyor. Benim nezdimde, The American Dollar'ın müzikal dehası ve zarafeti, hususiyeti mühürlenmiştir. Şu dakikadan sonra, MTV Müzik Ödülleri'nde parlak taytla sahne alıp Jay-Z ile birlikte müzik yapmadıkları takdirde, mücevherlerim arasındaki nadide yerini almış bir gruptur The American Dollar, dağılsalar bile derin bir iç çekişin ardından hücum eden özlemle anılacak, ufak bir tebessümle birlikte ufak bir sızı da canlandıracak bir gruptur.
Sanatçı: The American Dollar
Albüm: Ambient One
Şarkı listesi:
1 / 4- Starscapes
5- Bump
6- Lights Dim
7 / 8- D.E.A.
9- We're Hitting Everything
10 / 11- Rudiments Of A Spiritual Life
12 / 14- Signaling Through The Flames
15 / 17- The Slow Wait (Part 1)
18 / 19- The Slow Wait (Part 2)
20 / 21- Anything You Synthesize
22 / 23- Time
24 / 25- Transcendence
26- Signaling Through The Flames (Film Edit)
27- Time (Film Edit)
28-Intro
29- Chase
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
15:03
2
mırıltı.
damgalar ambient, american, electronica, the american dollar
20090710
Gökhan Kırdar

Hazır beklediğimiz albümler hala bekleme aşamasında ve hazır bir kaç yazıdır Türk müziğine dair bir kaç noktaya değinmişliğimiz var, aklımdaki bir iki yazıyı parmaklarıma bölüştürebilirim.
İmdi, daha önce belli başlı grupların Türk olma kimliği üzerinden övgülenmesini eleştirmiştim, malumunuz. İnsan zihninin köşeli algısına ek olarak milletçe de ekseriyetle siyah ve beyazlar arasında tercih yaptığımızdan, bir de bu durumun aksi var ki o da "bizde böyle müzik yapılmıyor" düşüncesidir; her anlamda aynı oryantalist korkudan, aynı aşağılanma dürtüsünden kaynaklanır bu.
Bizim mûsiki kültürümüz aslında yine siyah ve beyazlar üzerine kuruludur, köşelidir, uçlardadır. Ya kökleri imparatorluk dönemine uzanan Türk Sanat Mûsikisi ve Türk Halk Mûsikisi çınarları vardır ki bunlara kısaca "Türk Mûsikisi" adı verilir, ya da bunların aksi, bunların değili, bunların olmayanı olan "Hafif Batı Müziği" vardır; adı konmamış sulandırılmış komünist rejimin değişime uğrayıp Türkiye'nin görünmez enerji kalkanlarının inmesinin ardından, dışarıdan ithal edilen rock'n roll'u, pop'u, jazz'ı, diskosu, şusu busu tamamen bu ismin altında kümelenmiştirler. Doksanlara kadar göstere göstere yaptığı batı müziği taklitçiliğinden öte adım atmayan, dünya çapında tutmuş şarkıların müziklerini alıp bunlara güfte yazmaktan ibaret Hafif Batı Müziği anlayışı doksanlardan itibaren değişime gidiyor. Bu dönemde gün yüzü görmüş müzisyenleri saymaya gerek yok, neredeyse hepsi hala Türkiye'nin müzik sahnesinin içindeler. Bizim ilgilendiğimiz kısım, meseleyi biraz daha enine boyuna algılayabilen ve ne yaptığının bilinciyle adım atmış olanlar ki Gökhan Kırdar kesinlikle bu konuda bir liste yapsak başı çekebilecek bir isim.
Gökhan Kırdar 1994 yılında karşımıza çıkmış ilk defa, Serseri Mayın albümüyle. 15 sene evvelinden bahsediyorum ki kendisini meşhur eden Yerine Sevemem, ömrüm boyunca duyduğum en içten, en katıksız aşk şarkılarından biridir. 24 yaşında bir adamın böyle bir şarkı yazıp üstelik bir de bu şarkıyı ud ile çalması bir şeydir, ama var olmayan ya da varlığı tek bir çizgide ilerleyen bir ulusal müzik sahnesinde kendi kendini yaratması apayrı bir şeydir. Öte yandan böyle önemli ve nadide bir şarkıdan sonra beklentilerin artmasıyla birlikte, bir sonraki albümü Tutunamadım ile Gökhan Kırdar "tutunamayacaktı" (kaç kişi bu benzetmeyi yapmıştır merak ediyorum); bu albümden akıllarda kalan tek şey Ah Ayartan Yar klibindeki Ordu-yi Hûmayun zabit üniformasıdır sanırım.
Her halükarda, Gökhan Kırdar gözümüzün önünden yok olup gitmiştir, giderken de kulaklarımızdan asla ve kat'a silinmeyecek bir şarkı bırakmıştır ki Yerine Sevemem, her aşk acısının vazgeçilmez şarkısıdır, olmalıdır da. Ve lakin, gözümüzün önünden giderken yenik ayrılmamıştır Gökhan Kırdar. Nev-i şahsına münhasır ve bu sefer dönemin kulaklarının çok daha üstünde bir hale bürünmüştür müziği; gözlerden uzak kalsa da ben bu durumun hayırlara vesile olduğunu düşünüyorum. Kozadan çıkan kelebeğin bu sefer istisnasız herkesin gözlerini kamaştırdığı düşünülürse, sahiden de durumun hayırlı bir nitelik taşıdığı konusunda hemfikir olunabilir.
Öyle ki, Gökhan Kırdar "etnotronik" adını verdiği müziğiyle, vazgeçmemizin mümkün olmadığı diziler üzerinden ulaştı kulaklarımıza. Şimdi burada değinmek istediğim iki konu var. Birincisi; Gökhan Kırdar'ın müziğinin temelindeki etnik ögelerin önemidir. Yaşadığımız toplumdan, topraktan ne kadar soyutlanmış olursak olalım, bize ait müzik bize aittir, genlerimize işlemiştir. Müzikal odağımız nereye yönelmişse yönelsin, görüş açımız ne kadar geniş olursa olsun, hangi janra gönül koymuş olursak olalım, bu toprağa, bizi bu topluma ait bir müzik kadar etkileyecek başka bir müzik türü mevcut değil. Öyle ki minibüste gide gele arabeske alışmışsın, deden bağlama çalmış, dayının bir türkü söylerken gözlerinin kan çanağına döndüğünü görmüşsün, bu ülkede eşcinsellik ne kadar garabet karşılanırsa karşılansın hala Zeki Müren ismi zikredildiğinde akan sular durur, görüş ayrılıklarının en fazla keskinleştiği dönemde dahi savunduğu görüşünü teşhir etmekteyen çekinmeyen Barış Manço'yu sevmeyen adam yaşamadı burada. Kendimden örnek verecek olursam, ki bu başka bir yazının konusudur, ninniyle uyutulduğum zamanlarda Duydum Ki Unutmuşsun dinlerken hüngür hüngür ağlamış, ilkokula dahi başlamamış bir bacaksız olarak Türk Sanat Mûsikisi çalmaya başlamış, o yaşta göğüs kafesimin sol tarafını nihavend makamıyla terbiye etmişim. Bugün dünya üzerindeki en harika besteye sahip, en harika enstrüman tekniğiyle kaydedilmiş bir şarkı bir Veda Bûsesi, bir Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar kadar etkileyemez beni, mümkünatı yok. Gözlerinde ve sakalında yılların ağırlığını taşıyan bir adam sıcacık çayın yanında bir de türkü ikram ettiğinde hissedeceğin şeyi hiç bir konserde, hiç bir janr tanım aralıklarında bulamazsın. Evvela bunda mutabık olalım; bu kadar bize ait müziklerin, bize ait enstrümanlarıyla ilgilenen, kanun ile ud ile dümbelek ile yapılan müziğin tamamen bizolmayan bir elektronik yapıyla sentezlenmesi fazlasıyla cesur bir adım. Ki bugüne endeksle bizi pek de şaşırtmayan bu durumun, dönemin şartları açısından ilkler arasında yer aldığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu etnik dokulu elektronik müzikle tanışmamızın Gökhan Kırdar ile olmaması doğal, en nihayetinde yıllar yılı aşağılanan, ve dahi bir küfür haline getirilen "çingene" tarafından icra edilen müziğe burun kıvıran ama elin Amerikalısı yapınca o Balkan müziği festivali senin, bu Balkan müziği vapuru benim koşturan; dinleyenlerinin kıro, jiletçi, cahil diye imgelendiği arabeski Murathan Mungan pazarlayınca dilinden Özcan Deniz'i, Müslüm Gürses'i düşürmeyen karaktersiz bir dinleyici kitlesinden bahsediyoruz.
Aynı dinleyici kitlesinin kendini pazarlama promosyonlarından bir diğeri olan "televizyon izlemiyorum" duyurusu da, Gökhan Kırdar'ın müziğiyle ilgili değinilmesi gereken bir diğer konudur muhakkak. Kim çıkardı bunu bilmiyorum, kim bu duyurudan medet umdu ama sonuç olarak bu fikir kalıplaşmıştır, kabul edilegilen bir gerçek haline gelmiştir. Baktığımız her yerde televizyon izlemediğini bize duyurmak için binbir takla atan, ama bununla yetinmeyip televizyonu ve televizyondakini aşağılamaktan da çekinmeyen birini görüyoruz. İstisnasız her seferinde, Reklamcılığa Giriş-101 dersinden apartılmış terimlerle süslenen tespitlerle şahlanan bu birilerinin, zinhar televizyon izlemedikleri halde nasıl bu berbat, bu toplumun böğrünü hançer gibi yaran programlarla ilgili yorumlar yaptığı her zaman bir muamma olarak kalmışsa da, muammanın çözümü "zap yaparken rastladım", "annem izlerken gözüm kaydı" formülünden bir adım öteye gitmiş değil şu kadar senedir. Ben de biliyorum acıklı programların kendi acılarımızı örtüp daha kötüsü de varmış diye rahatlamamıza yol açtığını, kurgu hayatlar içinde gerçek hayatımızın sıkıntılarından kaçtığımızı, televizyonun günlük yaşantımızı bütünüyle manipüle ettiğini, oturup bu konuda uzun uzun iki tez yazacak kadar ilgili ve tepkili olmama rağmen şu koltuğa yaslandığımda yaptığım şey herhangi bir magazin programını açıp "Teoman yine ne yaptı! Baam! Yine ne yaptı! Baaam! Yy-yin-yin-yine ne yaptı!" spotlarını takip etmek oluyor. Hiç çekinmiyorum bunu yapmaktan da, bugüne bugün tek bir karşı cins de vay efendim magazin programı seyrediyorsun diye benden uzaklaşmadı, oturup sevgililerimle de aynı programları izlemekten çok büyük keyif aldım üstelik, bütün gün yıldızları izleyip Cummings şiirleri okuyacak değiliz. Anlaşılmayan nokta işte burası, ama bu durumun ayırdında olmayan ve kendini bu şekilde tanımlayan, bu şekilde pazarlayan bir kitlenin sayıca üstünlüğü düşünüldüğünde, Gökhan Kırdar'ın televizyon dizileri için yaptığı şaheserlerin görmezden gelinmesi, alelade bir müzisyenmiş gibi değer görmemesi şaşırtıcı olmuyor.
Misalen, Ölümsüz Aşk isimli dizi için yapılan Eylül ve Ölümsüz Aşk gibi şarkılar, bu blog dahilinde yer alan, elektronik bir altyapı üzerine inşa edilmiş şarkıların hiç birinden geri değiller. Benim algım ışığında, içinde barındırdığı benim damak tadıma uygun tatlar ile çok daha evlalar üstelik. Haziran Gecesi ya da Kurtlar Vadisi izleyicisi olmayabilirsiniz ama bu diziler için Dayan Kalbim, Yağmur, Bu Aşk ve daha bir çok şarkı, bugün adını besmeleyle andığımız, dahi kategorisine yükselttiğimiz çoğu elektronik müzik sanatçısının şarkılarına taş çıkartabilecek nitelikteler. Bu noktada şarkının nerede kullanıldığı bir kıstas olmamalı, destek destek diye konuşmaktan başka bir şey yapılabilseydi Gökhan Kırdar da parasını televizyon dizileri için müzik yaparak değil, salt müzik yaparak kazanıyor olurdu.
Öte yandan, bu kadar kayda değer bir müzik yapan, üstelik bunu yaparken kendi keşfettiği formüllerden yararlanan bir müzisyenin bu kadar az ilgi görmesi, eserlerinin bu kadar az dinlenmesi, bir müziksever olarak benim için hazin bir durum. Velhasıl kelam, Gökhan Kırdar'ın yaptığı işlere hakettiği değeri vermenin zamanıdır, Limbo Pillow buna vesile olmak için gönüllü bir zemindir. Vesile niyetine, kendi ellerimle derdiğim bir Gökhan Kırdar derlemesinden faydalanılabilir.
1- Yerine Sevemem
2- Üstüme Basıp Geçme
3- Sürünerek
4- Dayan Kalbim
5- Go On My Heart (Viola Remix)
6- Yağmur
7- Bu Aşk
8- Eylül
9- Ölümsüz Aşk
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
02:04
5
mırıltı.
damgalar electronica, folk, gökhan kırdar, third world first class, trip-hop, turkish
20090218
Kashiwa Daisuke - 5 Dec.

Mühim olanın bir albümün bir kaç satırlık bir link'ini paylaşmak olmadığını, onun yerine hususi hisler ihtiva eden ve bu sebeple de kişiyi farklı farklı düşüncelere gark eden müzikler hakkında kelam etmenin esas olduğunu, ilk günden beri şiar eyledim kendime. Bu sayfalarda, bu ilkenin dışına çıkmış tek bir yazı vardır -hangisi olduğu malûm-, şu anki yazıdan sonra ise bu sayı hakkında bir konsensüs oluşmayabilir.
Evet, Kashiwa Daisuke'nin yeni albümünü beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ama düşündüğümüz vakit, oluşan düşkırıklığının ve dahi hiddetin de bir düşünce tufanı yarattığını söyleyebiliriz. Bu düşünce ve/ya duygu karmaşası vücuduma sirayet ettiğinde hep aynı semptomlarla karşılaşırım; gözümün önünde imgeler ve kelimeler uçuşur, birbirinden kopuk kara parçaları gibidir bunlar, karmaşanın hitam bulmasını, sükûnet içinde bir bütün oluşturmayı beklerler. Sahiden de, örneğin Balmorhea yazısında bir göl kenarından bahsediyorsam, bir göl kenarı oluşur zihnimde Balmorhea dinlerken, sonra o imgenin hemen ardından bir şimşek çakıp fırtına kopar, müzikteki hazin huzuru böyle algılarım işte. Nahoş durumlarda da bir benzeri yaşanır elbet, düşkırılığı ya da hiddet sinir uçlarıma doğru ilerledikçe yine aynı imgeler ve kelimeler belirir zihnimde. İşte 5 Dec. de bu tip imgelerin müsebbibiydi; ucuz Alman dj'ler, ucuz Alman pornosu, ucuz cinsellik kokan new-age elektronik diskolar, IDM denen salak janr, dansın ne kadar salakça bir eylem olduğu.
Hiddetlendirmişti beni 5 Dec., çok uzunca bir süredir bu albümü bekliyordum ve son iki haftadır düpedüz gün sayıyordum işte. Oysa ortaya çıkan "son ürün", alelade bir elektronik albümüydü. Alışık olduğumuz dahice bestekârlığı, büyük bir incelikle kullandığı klasik müzik tınıları gitmiş, yerine yavan bir müzik gelmişti. Böyle düşünmüştüm, böyle hissetmiştim. En nihayetinde Kashiwa Daisuke, bundan evvelki albümleriyle, ne yaptığını ve ne yapmaya çalıştığını belli etmişti. Bugünün elektronik müziğini, aydınlanma devrinin klasik müziğiyle ve bir aydınlanma devri bestekârı inceleğiyle icra ediyordu Daisuke, hani bugün değil de o dönemde yaşasaydı, belki de Amadeus yerine o mihenk taşı kabul edilecekti. Tüm bu durum içinde elbette albümün yarattığı düşkırıklığı büyüyordu.
Ne var ki, düşkırıklığıma engel olamasam da, hiddetime gem vurmaya muvaffak oldum. Albümü tekrar tekrar dinlediğim vakit, evet eskisi kadar harikulade olmasa da, vasatı aşan bir yapıyı haiz olduğu kanaatine vardım. Galiba bunun altında, Requiem ve About Moonlight gibi iki parçanın rolü büyük.
Ve fakat, konu şarkılardan açılmış iken, albüme dahil olmayan -onun yerine bir toplama albümde kendine yer bulan- bir Daisuke şarkısından söz etmek icab eder. En nihayetinde, henüz bir kaç ay önce yayınlanan bu şarkı, Daisuke'nin özünden vazgeçmediğini, olsa olsa albüm özelinde bir değişime gittiğini belli ediyor. Coto, albüm niteliğinde bir şarkı desek yeridir.
Sözün özü, bir bütün olarak beklentileri tam anlamıyla karşılamıyor olsa da, yer yer oldukça doyurucu tadlar ihtiva edebilen bir albüm 5 Dec. Kötü'den vasat'a doğru yer alan yorumum bir gün iyi'nin durağına uğrar mı bilemem, ama 5 Dec.'in bir Program Music I olmayacağı da aşikar.
Sanatçı: Kashiwa Daisuke
Albüm: 5 Dec.
Şarkı listesi:
1- Red Moon
2- Requiem
3- Bogus Music
4- Taurus Prelude
5- Black Lie, White Lie
6- Silver Moon
7- Broken Device
8- About Moonlight
9- Aqua Regia
10- Beautiful Sunday
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
20:44
2
mırıltı.
damgalar electronica, japanese, kashiwa daisuke, piano, strings
20090216
Minimal Acoustic Band - Proyect 2006
Efendim işte bu Aborjinlerin geleneksel müzik aleti didgeridoo'ya, Sepultura zamanlarından beri hususi bir sevgi beslerim. Meselenin oryantalist ve/ya düşünsel tarafından ziyade salt müzikal kısmına odaklandığımızda, hakikaten de farklı bir tınıya sahip olan ve bu özelliğiyle de kulakları kendine bağlayan bir yapısı var didgeridoo'nun. Minimal Acoustic Band'in öne çıkan iki enstrümanından biri de bu didgeridoo. Diğeri ise, sanki bir kontrast oluştururcasına, didgeridoo'nun kadim tarihine karşıt, ikibinli yıllarda yaratılmış, hang davulu nâm, vurmalı bir çalgı. İsviçre'de üretilen bu hang davulunun tınısı, diğer vurmalı çalgılara nazaran çok daha farklı. Sanki bir ritm enstrümanından ziyade, bir klavyeli enstrümandan çıkarmış gibi; kaldı ki bu pek de büyük bir yanılgı olmaz. Zira neredeyse tüm vurmalı çalgıların aksine, hang davulunda tüm notalar mevcut.
Minimal Acoustic Band, bu iki zıt zamana ve iki zıt zemine ait olan ve fakat birbirine çok yakışan (çok isterdiniz buraya "Tıpkı İstanbul gibi..." yazmamı biliyorum, Tuna Kiremitçi okuyun) bu iki çalgıyı birleştirirken, üzerine bir de dijital bir melodi eklemliyor. Ortaya çıkan sonuç, aşağı yukarı şöyle;
Tabii ki bu sokak gösterilerini izlediğimiz vakit aklımıza, üstünde Şile bezi dikişsiz gömlek sırtında sitar dolaşan, saçında rastasıyla "ilginçlikler adamı" geliyor ama durum bu kadar sığ değil. Minimal Acoustic Band, pek çok çalgıyı ilgiye mazhar bir şekilde kullanan ve bunu yaparken de günümüzün dijital titreşimlerinden de yararlanan bir grup diyebiliriz. Fatih Kısaparmak-Babazula arasına sıkışmış oryantalist bir dimağ için zihin açıcı görevi üstlenebilir Minimal Acoustic Band, yahut söz konusu çalgıların üstadlarıyla tanış olmanıza uzanacak yolda eğimi yumuşak bir aperatif olabilir.
Sanatçı: Minimal Acoustic Band
Albüm: Proyect 2006
Şarkı listesi:
1- Ake Bono
2- One Way
3- Somni
4- Cokoa
5- Cokoa Mix
6- Sahara
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
18:39
2
mırıltı.
damgalar didgeridoo, electronica, hang drum, minimal acoustic band, spanish
20080923
Subheim - Approach

Asla güneşi, sıcağı ve bunları ihtiva eden yazı sevemedim; karanlık bir hava, ince yağmur taneleri, içe işleyen bir soğuk hep daha çekici gelmiştir bana. Fıtrat meselesi olsa gerek, hava böyle "ideal" bir konuma vardığında daha fazla ilgili oluyorum her şeye, daha fazla doluyorum, daha fazla topluyorum. Hal böyle olunca, mesele şu ünlü Ağustos Böceği Ve Karınca masalına dönüyor; masaldaki karınca gibi sonbahara özenle hazırlanıyorum, söylenecek sözleri, anlatılacak hikayeleri istifleyip, sabırla sonbaharı bekliyorum.
Subheim da bu anlattığım istifin içinde olan şeylerden biriydi. Bir kaç dinlemeden sonra, "ilk yağmurda buna ihtiyacım olacak" diyerek mp3 çaların içine istiflemiştim Subheim'ı. İdeal şartlar oluşunca da, büyük bir heyecanla yerinden çıkardım, mp3 çaları yağmurluğumun cebine attım, kabloları büyük bir ihtimamla gizledim ve yağmurla kucaklaştığım anda, play tuşunun üzerinde hazır bekleyen başparmağımı oynattım.
Her ne kadar ilk dinleyişim olmasa da, kendimce bir düş düşleyerek, dinlediğimi ilk kez dinlediğime inandırmaya çalıştım kendimi. İlk şarkıda, menzilime yaklaştığım her adımda bu düşe daha da gerçek geldi, Ybe 76 ile de düşle gerçek birbirine girdi. Kimsenin olmadığı ve hatta sokak lambalarının dahi umudunu kesmiş olduğu o parkta, yağmurluk işlevini yerine getirmekte zorlanırken -ve tam da bu yüzden sinüzitim daha çok başağrısıyla daha çok kağıt mendil harcamasına sebep olacakken- göğsümde bir kor hasıl oldu. Tam da bu havada olması gerekeni yapıp, bir şişe kanyağı fondiplemiş gibi, o kor göğsümden bütün içime, içimden de dışıma, bir ah ile, yayıldı. Belki şu apartmanın camındaki perde gölgesini, beni izleyen bir ecinni olarak tahayyül etmemdi sebep, belki Subheim'dı.
Böylesine yoğun bir dünyada, yağmur damlaları, ecinniler ve Subheim notaları arasında sürüklenirken, bir Subheim yazısı yazmaya karar verdim. Kalem kağıt olsaydı yanımda, kalem yazmaz, kağıt da yırtılırdı. Zihnimi kağıt parçası olarak kabul etsem, en az yağmurdaki bir kağıt parçası kadar bulanıktı, ama zaten Subheim hakkında söylenecek çok da fazla bir şey yoktu. Kimi gruplar için, müziğin ritmi, notaların dizilimi ya da tüm bu somut etmenler hiç bir şey ifade etmeyebilirdi zira. Güzellik böyle bir şeydir; tam tarifini yapmak namümkündür; en az bir yağmur tanesi ya da göze çarpan karıncalardan biri eksik olur o tarifte. Subheim için de aynısı geçerliydi, ben ne kadar müzikteki elektronik ögelerin, klasik tatlarla -piyano ve yaylılarla- oluşturduğu muhteşem kompozisyonu anlatmaya çalışsam, ya da Max Richter veya Eluvium örnekleriyle zihninizde bir resim oluşturmaya çabalasam da, hiç bir kelam o içimde vuku bulan mini-volkanik hareketlenmeyi, bu hareketlenmenin bir ah ile patlamasını anlatmaya yetmezdi. Şarkılar öyle, beat'ler böyle, yaylılar ise şöyle demekten vazgeçtim. Kimi bu durumu kolaya kaçmak olarak nitelendirirdi belki ama doğrusu buydu. Zaten bir yazı yazıp, o yazıyı klavyeyle bilgisayara, oradan da telefon hatlarıyla sizin bilgisayarınıza ulaştırmak da pek içimden gelmiyordu. Yüzünü görmediğim, tanımadığım, şekillerini ve şemallerini bilmediğim insanlara, o parkta, ecinniler ve karıncalarla ilgili bir masal anlatmak istiyordum sadece.
Sonra bu masalların, Subheim'ın içine gizlendiklerini fark ettim.
Sanatçı: Subheim
Albüm: Approach
Şarkı listesi:
1- Hush
2- Ybe 76
3- One Step Before The Exit
4- Howl
5- Away
6- Hollow
7- Stranded
8- Intact
9- Voces Perdidas
10- Hollow (Remix by Mobthrow)
11- One Step Before The Exit (Reconstructed By Flaque)
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
17:10
7
mırıltı.
damgalar ambient, electronica, greek, subheim, trip-hop
20080825
The American Dollar - A Memory Stream
Aslında, bütünsel olarak ele aldığımız vakit, örnekteki video, The American Dollar'ın uyduğu/eşlik ettiği/canlandırdığı görselliği ve bunun yanında müziğinin muhteviyatını son derece yalın ve bir o kadar da yoğun bir şekilde gözler önüne serme özelliğine sahip, lakin bir video üzerinden tembelliğe gidecek ve sessiz kalacak da değiliz, bilhassa söz konusu olan The American Dollar ise.
The American Dollar özelinde yapacağımız yorumlar için, başlangıç çizgimizi The Technicolour Sleep'e çekmek gerekiyor bir kere. Bu noktada gördüğümüz şey aslında basit ve bir o kadar da komplike bir grupla karşı karşıya olduğumuz ki, akşam pazarı görünümü veren ve biteviye fukaralaşan bir müzik genelinde değerlendirdiğimiz vakit, bunun ne denli mühim bir şey olduğunu söylememe gerek yok artık. Söz konusu bu basitlikte, aslında, büyüleyici bir taraf var; ekseriyetle çok sıradan bulduğumuz o güneş ışığının, bir prizmanın içinden geçtikten sonra ortaya çıkardığı renklerle aynı derecede tutulabilir bu. Korkunç bir deha barındırıyor muhteviyatında The American Dollar şarkıları, daha da mühimi, bu deha sadece bir kaç parçada ortaya çıkan patlamalar şeklinde de göstermiyor kendini; her şarkıda eser miktarda bulunuyor bu deha ve hatta bir kıyaslamaya gittiğimiz vakit, sadece şarkılarla değil, albümlerle de sınırlı olmadığını görüyoruz bu parıltının. Zira A Memory Stream'de de basit, ama ince, ama yoğun, ama çok komplike şarkılar, tayfın renklerini oluşturuyor.
Hülasa, elektronik ve post-rock tanımlamalarını yanyana getirdiğimiz vakit, aklımıza gelen tek şey, 65daysofstatic ekseninde oluşan ve Reason gibi bayağı bilgisayar programları tarafından üretilerek bayağılığı genlerinde taşıyan bir müzikal tını ise; bakışlarımızı farklı bir noktaya kaydırmak elzem, ki ilk bakmamız gereken yerlerden biri de The American Dollar olacaktır kuşkusuz. Keza bir çok duyguyu, bir çok kişi tarafından pek çok janr kategorisine sokulacak müzikal tandansı bir potada eritmek ve tüm bunları yaparken ileri seviyede bir yaratıcı dehanın basitlik ve karmaşıklıktan yepyeni bir faz ürettiğine şahit olmak, benim diyen her dinleyicinin asli görevlerinden biri olmalı, kanaatimce.
Sanatçı: The American Dollar
Albüm: A Memory Stream
Şarkı listesi:
1- The Slow Wait Pt. 1
2- The Slow Wait Pt. 2
3- Call
4- Bump
5- Intermission
6- Lights Dim
7- Transcendence
8- Our Hearts Are Read
9- Anything You Synthesize
10- We're Hitting Everything
11- Starscapes
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
03:40
0
mırıltı.
damgalar ambient, american, electronica, post-rock, the american dollar
20080812
Lights Out Asia - Eyes Like Brontide

Aurore Rien, yaklaşık 10 yıl evvel, bir rezonans yaratmış, bu rezonans kulaklarımızı, sonra da kalbimizi titretmişti. Ne yazık ki, çoğu güzel şey gibi kısa sürmüştü Aurore Rien'in yolculuğu, lakin küllerinden yeni bir grup doğmuştu. Lights Out Asia'nın, ilk albümü Garmonia ile, farklı bir metodla da olsa yine aortumuzda bir titreşime sebebiyet vermesinin üzerinden 5 sene geçiyor geçmesine, ama tüm zaman ve tanım kalıplarından bağımsız olarak, yeni albümleri Eyes Like Brontide alt-başlığında devam ediyorlar en iyi bildikleri işi yapmaya.
Eyes Like Brontide, alışıldık Lights Out Asia çizgisinin dışına pek boya bulaştırmayan bir albüm. Uzunca sayılabilecek bir süredir renkleri değişen ve fakat çerçevesi aynı kalan bu manzara resmine, düşsel bir atmosferden süzülen düzensiz yağmur damlaları, yine aynı düşselliği paylaşan vokaller ve akıllıca yerleştirilmiş elekronik ögeler hakim. Lights Out Asia'nın alamet-i mümeyyizesi ve aynı zamanda en şaşırtıcı tarafı, şarkılarında müthiş bir basitlik-karmaşıklık dengesi kurması ki, bu albümde de gözlemleyebildiğimiz bu özellikleriyle, her saatin, her hissin, her eylemin tamamlayıcısı olabiliyorlar. Öte yandan, aslında ekseriyetle aynı bir tad taşıyan ve ambient denegelen bu müzikal tanımın en sivri taraflarından biri olan, benzerlik sorununu da zekice yerleştirilmiş detaylar ve üzerinde uğraşılmış bestelerle geçiştirmesini biliyor, nev-i şahsına münhasır şarkılarla, leziz bir albümü önümüze koyuyorlar.
Aurore Rien'e büyük bir özlem duyan ve eksikliklerini her daim hisseden şahsım adına, Lights Out Asia hem kendi özelinde, hem Aurore Rien'in devamı olmasıyla büyük bir açığı kapatıyor diye düşünüyorum. Bir tek barkodları eksik olan, fabrika çıkışlı ambient tınıların yanında, Lights Out Asia'nın basit ama aynı zamanda dolu müziği, etkileyici melodileri ve en önemlisi ne yaptığının bilincinde olan havası, ne zaman müzikle ilgili bir umutsuzluğa gark olsam, elimden tutuyor, huzur dolu bir resmin içindeki çöp adam gibi hissetmeme sebep oluyor. Daha da önemli ve heyecan verici husus şu; Aurore Rien düşü her ne kadar kısa sürmüş olsa da, Lights Out Asia mükellef bir ziyafet sunmak için kararlı gözüküyor.
Sanatçı: Lights Out Asia
Albüm: Eyes Like Brontide
Şarkı listesi:
1- A Day Towards The Other Days
2- Radars Over The Ghosts Of Chernobyl
3- X-33
4- Psiu! Puxa!
5- The Wrong Message Could End You
6- MIR
7- If I Die, I Wish You A Horrible Death
8- Six Points Of Fire
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
19:54
1 mırıltı.
damgalar ambient, american, aurore rien, electronica, lights out asia
20080703
Glowworm - The Coachlight Woods

İki kişinin hayat verdiği Portlandlı Glowworm aslında Amerikan post-rock'ının tipik tadını barındırıyor içinde. Explosions In The Sky vuruculuğuyla This Will Destroy You melankolikliği birleşmiş gibi The Coachlight Woods'ta. Fakat elektronik öğeler ve yaylılar Glowworm'e nevi şahsına münhasır bir kimlik katıyor; Lux ya da Lith gibi şarkılardaki beat-yaylı paslaşması övgüyü hakeden bir yaratıcılık taşıyor örneğin.
Velhasıl, tanıdık temeller üzerine kurulmuş yaratıcı bir yapı Glowworm. Şiddetle tavsiye olunur.
Sanatçı: Glowworm
Albüm: The Coachlight Woods
Şarkı listesi:
1- Periphesence
2- Contrails
3- The Captive
4- Lux
5- Nightshores
6- Cracks In The Desert Sea Of St. George
7- Lith
8- Into The Woods
9- Glow Scraped From The Earth
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
18:22
1 mırıltı.
damgalar american, electronica, glowworm, post-rock, strings
20080424
Emancipator - Soon It Will Be Cold Enough

Her ne kadar MySpace'i vıcık vıcık bir platform olarak görüyor olsam da, müzikle uğraşan neredeyse herkesin dahil olduğu bir yer haline gelmiş olması, ara ara MySpace keşifleri yapmaya zorluyor beni. Bu keşif yolculukları genelde müzisyenlerden çok şarkı keşifleriyle sonuçlanır. İşte, geçenlerde çıktığım MySpace yolculuklarından birinde buluverdiğim bir şarkı, Shook; Sigur Rós (Vaka) ile Mobb Deep (Shook Ones) mash-up'ı. Muazzam bir şarkı, Sigur Rós seven herkesin dinlemesi elzem.
Shook'tan ziyadesiyle etkilenmiş biri olarak da Emancipator'ın derinlerine dalmış olmam elbette ki çok normal, bu derinliklerde kaybolmuşluğum ise bir o kadar beklenmedik bir durum.
Emancipator, tek kişilik bir proje; ilk albümü Soon It Will Be Cold Enough ile önemli bir yapıya sahip olduğunu belli ediyor. Albümün geneline elektronik bir renk hakim, ama Bob Ross'un küçük tatlı dokunuşları gibi, farklı tonlara şahit olmak mümkün. Bazen çok agresif bir beat, bazen ise melankolik bir yaylı sesi ile birlikte şekilden şekile bürünen albümü illa ki somut bir şeye benzetmemiz icab ederse, Efterklang ismini verebiliriz.
Portlandlı Emancipator'ın ilk albümü, bir "ilk albüm" olarak, olması gerekenden çok daha fazlasını barındıran bir albüm. Emancipator gerek mash-up'ı, gerek dolu dolu albümüyle rüşdünü ispatlıyor. Öyle ki, bu ismi dikkatli hatırlamamız gerekiyor; keza yakın zamanda çokça duyacağımızdan neredeyse eminim.
Sanatçı: Emancipator
Albüm: Soon It Will Be Cold Enough
Şarkı listesi:
1- Eve
2- Soon It Will Be Cold Enough To Build Fires
3- First Snow
4- Wolf Drawn
5- Anthem
6- Smoke Signals
7- When I Go
8- Periscope Up
9 - With Rainy Eyes
10- Good Knight
11- Lionheart
12- Maps
13- Father King
14 - The Darkest Evening Of The Year
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
19:43
2
mırıltı.
damgalar ambient, american, electronica, emancipator, sigur rós
20080423
Tesir; Kadıköy'den Daisuke Nağmeleri.

Bu internet sahifesinde, her daim profesyonel müzisyenleri tanıttım; çıkmış albümler, çıkacak albümler, bir şekilde sızmış şarkılar yahut konser kayıtları. Bu yazının öznesi, Tesir, ise bu daimi duruma ters düşecek bir isim; amatör bir müzisyen.
Tesir'in uzun zamandır bilfiil konuştuğum, fikir alışverişinde bulunduğum, müzikal gelişimini gözlemleyebildiğim bir arkadaşım olması muhakkak ki bu istisnai durumda katalizör etkisi görüyordur, ama asıl önemli olan yapmış olduğu müziğin kalitesi.
Tesir, Kadıköylü bir lise öğrencisi; kendisini ilk tanıdığım dönemlerde amatör olarak sample ve beat üretiyor idi. Aradan geçen zamanla birlikte kimlik kazanan müziğinin en büyük müsebbibi olarak Kashiwa Daisuke'yi görüyor. Hakikaten de, yaptığı müzikte Daisuke etkileşimleri gözlemlemek mümkün, ama amatör bir müzisyenin böyle bir esinlenme içine girmesini doğal karşılayabiliriz, bilhassa yaşıtları Tokio Hotel ve türevleri batağındayken böyle bir çaba içine girmiş olması yaptıklarının samimiyetini arttırıyor, diye düşünüyorum.
Ortada bir albüm ya da albümleşme evriminde olan bir parça topluluğu olmadığını söylemiş idim. Her ne kadar bu amaç uğruna yapılan bazı enternasyonel teşrikimesai faaliyetlerinden haberdar olsam da, henüz elimde sadece iki adet şarkı var. Bunlardan birincisi, Elegiac Couplets; sakin bir piyano melodisiyle başlayıp melankolik bir beat'e esir olan şarkı bana yapısal olarak 65daysofstatic'in Radio Protector'ı anımsatıyor. İkinci şarkı, Zarathustra. From A Deep Dream ise nispeten daha saldırgan bir kimlik taşıyor; bu özelliğiyle -Maybeshewill'in eski üyesi- Tanya'nın projesi olan Albatross Conspiracy'ye yakın bir havası var. Şarkıları ŞURADAN indirmek mümkün.
söyleyen;
dream endless.
at
22:22
4
mırıltı.
damgalar 65daysofstatic, electronica, kashiwa daisuke, maybeshewill, tesir, third world first class, turkish
20080421
65dayofstatic - RMXSCEE

Şunu söyleyerek başlayayım; işbu albüm resmi bir albümden çok, bir şekilde "ele geçirilmiş" şarkıların fan'lar tarafından bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış bir "toplama albüm". 65daysofstatic'in daha önceden çıkardığı bazı albümlerdeki (Unreleased, Unreleasable Vol.2 - How I Fucked Off All My Friends ya da 65’s.late.nite.double-a-side.college.cut-up.trailers.for.the.looped.future) remix parçaların yanı sıra, myspace hack'leriyle ve hatta konserlerinden önce çalınan "ısınma" cd'lerinin cebe atılmasıyla elde edilen şarkılar bu albümde toplanmış.
İmdi 65daysofstatic ile ilgil fikirlerim malum, The Destruction Of Small Ideas albümü çıkana kadar ziyadesiyle beğendiğim 65daysofstatic'in, son albümlerindeki kalitesizliği popülerliklerinin yanında gözden kaçacak ufak bir detay olarak değerlendirmesinden ötürü, tepkimin hedefi haline geldiler. Son albümlerinden sonra çıkardıkları resmi single, The Distant And Mechanised Glow Of Eastern European Dance Parties, üzerinde oldukça çalışılmış görüntüsü veren bir yapıttı. Şimdi ise yeniden master edilmiş eski remix'leri de göz önünde bulundurulduğunda, 65daysofstatic eski kalitesine kavuşuyor diyebiliriz.
Bizim Nuri Alço filmlerinden hatırlayageldiğimiz Assault On Precinct 13, Alkaline Trio'nun Burn'ü, ve kankaları Youthmovies Soundtrack Strategies, From Monument To Masses, ¡Forward Russia! remix'lerinin toplandığı bu albümün son şarkısındaki 20 dakikalık remix ise uzunca bir mash-up'tan ibaret ve içinde Justin Timberlake'ten Snoop Dog'a birçok popüler sanatçı var.
Sanatçı: 65daysofstatic
Albüm: RMXSCEE
Şarkı listesi:
1- 65 vs. John Carpenter - Assault Of Precinct 65
2- 65 vs. The Dismemberment Plan - Face Of The Earth
3- 65 vs. From Monument To Masses - From Z (Repeat)
4- 65 vs. Youthmovies - Spooks The Horse
5- 65 vs. Hundred Reasons - Kill Your Own
6- 65 vs. Alkaline Trio - Burn
7- 65 vs. ¡Forward Russia! - Eleven
8- 65 vs. Actionier - Racer
9- 65 vs. Emily Haines & The Soft Skeleton - Reading In Bed
10- 65 vs. Everyone - 20minute Mix
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
20:34
0
mırıltı.
damgalar 65daysofstatic, electronica, english, mash-up, remix
20080416
Maybeshewill - Not For Want Of Trying

Maybeshewill'in ikinci albümü Not For Want Of Trying, müzik marketlerde ve yahut amazon.com'da yerini almadan iki hafta önce internete sızmış oldu. Eh, bizim de Maybeshewill sevgimiz malum; hemen buraya koymasak eksik kalırdı bir yanımız.
Daha önceki Maybeshewill yazılarımda, grubun bir başkalaşım yaşayageldiğini uzun uzadıya anlatmış idim. Dolayısıyla bir kez daha bunun sebeplerini ve sonuçlarını anlatmak fuzuli olacaktır. Ve fakat, daha önce yayınladıkları single ile verilen sinyalleri göz önünde bulundurduğum vakit, beklediğimden daha "değişik" bir Maybeshewill albümünün ortaya çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu değişikliğin sebebi elbette ki drone dozajının yüksekliği, peki bundan rahatsız mıyım; katiyyen hayır.
Bir eleştiride bulunmamız icab ederse, ilk albümdeki The Paris Hilton Sex Tape'i hiç bir değişikliğe yer vermeden bu albüme tekrar koymaları en büyük argümanımız olabilir. The Paris Hilton Sex Tape'in yanında albüm dahilindeki 10 şarkıdan dördünün daha farklı şekillerde önümüze sunulmuş olması -ki bu da albümün yarısına tekabül etmekte- sürprizi biraz bozuyor. Ve lakin, ilk albümün giriş parçası olan He Films The Clouds'a selam eden He Films The Clouds Pt.2 ya da I'm In Awe Amadeus gibi şarkılar, sürprizi bozulmuş bir doğumgünün değerli hediyeleri. Ama ben hala Heartflusters'taki vokalin -From Autumn To Ashes'tan hatırlayabileceğimiz- Melanie Willis'e ait olup olamadığını öğrenebilmiş değilim; albümle ilgili en büyük sıkıntım herhalde bu, şimdilik.
Velhasıl, janr tanımlarına ve bu tanımlardan ortaya çıkan tartışmaların üzerinde durmaya hiç gerek yok artık; Maybeshewill farklı çiçeklerden topladığı polenlerle lezzetli bir bal yaratmış bir arıdan ya da rengarenk bir kelebekten farksız olduğunu gösteriyor ikinci albümüyle. Evet, isimlerini ilk duyduğumuz zamanla kıyasladığımızda, muazzam bir değişim yaşadıklarını inkar edemeyiz; amma ve lakin yaptıkları müziğin önüne ekleyeceğimiz, en basitinden bir "güzel" sıfatı için, eski albüm referanslarına, isim ya da janr kalıplarına ihtiyaç duymamak gerekiyor Maybeshewill'in bu yeni formunda.
Sanatçı: Maybeshewill
Albüm: Not For Want Of Trying
Şarkı listesi:
1- Ixnay On The Autoplay
2- Seraphim & Cherubim
3- The Paris Hilton Sex Tape
4- I'm In Awe Amadeus
5- We Called For An Ambulance But A Fire Engine Came
6- C.N.T.R.C.K.T
7- Not For Want Of Trying
8- Takotsubo
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
12:57
2
mırıltı.
damgalar drone, electronica, english, maybeshewill, post-rock
20080302
Kashiwa Daisuke - April.#02

Kashiwa Daisuke'ye daha önce değinmiştim; Program Music I'ın 2007'nin en iyi albümlerinden olduğunu, Stella'yı müzikal bir devrim olarak gördüğümü belirttiğim yazıdan bu yana aklımdaydı ilk albümü April.#02 hakkında bir şeyler karalamak. Bugüne kısmetmiş.
Daisuke, farklı bir müzikal yöntem belirlemiş biri, günümüz müzisyenlerinden çok sanki ortaçağ bestecilerine daha yakın duran bir sistematiği var. Şarkılarını değerlendirirken basit janr kalıplarına sokacağımız "parça"lar yerine, tek kişilik bir senfoni orkestrasının ürünlerini dinliyormuş gibi düşünmemiz icab ediyor. Tıpkı Mozart'ın, Tchaikovsky'nin yaptığı gibi uzun, savruk olmasına savruk ama bir noktasını başka bir noktasına bağlayabileceğimiz eserlere imza atıyor. Stella'yı dinlemiş olanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.
İşte 2007 yılındaki görkemli patlamasını yapmazdan evvel, ufak titreşimlerle varlığını belli eden bir albüme imza atmış Daisuke, takvimler 2006'yı gösterir iken. Albüme adını veren şarkıda, geleceğe yönelik belirtiler gözümüze çarparken, Airdrop ve Deepblue gibi eserler de bir fragman ya da jenerik görevi görüyor. Yani sanki bir albüm değil de bir şarkı yapıyor Kashiwa Daisuke ve bu şarkıyı süsleyecek diğer şarkıları da bütünlüğü bozmamak adına tek bir yerde topluyor, sonuç olarak April.#02 çıkmış oluyor, dolayısıyla "albüme adını veren şarkı" klişesi de bu şekilde bir anlama kavuşmuş oluyor.
Sanatçı: Kashiwa Daisuke
Albüm: April.#02
Şarkı Listesi:
1- Do Re Me?
2- April.#02
3- Airdrop
4- Deepblue
5- Rabbit's Quartet
6- The Unexclusive Virus
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
22:37
0
mırıltı.
damgalar ambient, electronica, japanese, kashiwa daisuke, neo-classic, piano, strings
20080214
Ólafur Arnalds - Variations Of Static

Ólafur Arnalds, bir çok gözünü para bürümüş kadının onbin küsür dolarlık pırlanta yüzükler gibi "ufacık şey"ler üzerinden kocalarının ve sevgilerinin kendilerini ne kadar sevdiğini belirlediği bir günde ve hatta tam da benim bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde, Londra'da bir konser veriyor. Ufak çaplı bir turun ayağı olan bu konser esnasında da işte tam da burada yazdığım yeni ep'sindeki şarkıları çalıyor, muhtemelen de konserden sonra aynı ep'yi imzalayacaktır. Lakin işbu ep, henüz "tura özel" bir bir kapsamda ve dağıtılmıyor ama cevval ve illegal yayın anlayışımız sonucunda, nisan ayı gibi raflarda olacak bu ep'yi tanıtma şerefine nail oluyorum.
Balmorhea ile ilgili yazımda, çok başarılı bir ilk albümün tehlikeli durum yaratabilme potansiyeline değinmiş idim. Eulogy For Evolution ile 2007'nin en iyi albümlerinden birine imza atmış Ólafur Arnalds için de aynı durumun geçerli olduğunu iddia etmemiz mümkün ve fakat kendisi, tıpkı Balmorhea gibi, bu seneye de bir öncekinden hiç de geri kalmayacak bir imza atmaya kararlı gibi gözüküyor.
Variations Of Static, Ólafur Arnalds'ın yarattığı şaşırtıcı olgunluğun daha da gelişmiş olduğu sinyallerini vermekle kalmıyor, müzikal gelişimini de gözler önüne seriyor. Kanımca albümün en vurucu şarkısı Fok'da kullanılmış olan elektronik ögelerin Ólafur'un müziğine katkısı büyük. Ve fakat bu ögelerin hiç de abartılmadan ve sıkmadan kullanılmış olması, "acaba neo-classic-electronica trendine bir şehit daha mı veriyoruz" konulu paranoyamızı bastırıyor. Albümde bir şarkıya daha değinmek icab ediyor, o da Haust. Haust; Ólafur'un tüm parçalarına oranla yaylı ağırlığı üst düzeyde olan bir şarkı. Keman hocamın bana ilk söylediği sözü, aradan yıllar geçmesine rağmen kolaylıkla hatırlayabiliyorum; kalbe en yakın çalınan enstrüman kemandır ve oradan gelen ses kalbini titretir demişti bana. İşte tam da bu sözün sağlamasını yapıyor Haust bize; keman çalınırken çalanın kalbi ne kadar titremiştir emin olamam ama - kulaklıklarımdan bile kalbimi titretebildiyse ise bu şarkıyla- orta şiddette bir depremle sarsıldığını tahayyül edebiliyorum.
Sanatçı: Ólafur Arnalds
Albüm: Variations Of Static (Nisan/2008)
Şarkı Listesi:
1- Fok
2- Viğ Vorum Smá...
3- Haust
4- Lokağu Augunum
5- Himininn Er Ağ Hyrnja
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
23:32
4
mırıltı.
damgalar electronica, icelandic, ólafur arnalds, piano, strings
20080128
Don't Look Back - Brighter
Don't Look Back, ilk albümleri olan Drunk In Your Arms için ne bir plak şirketi bulabiliyor, ne de kendilerini tatmin edecek bir kayıt stüdyosu. Durum öyle bir noktaya geliyor ki, şarkılar garajlarda değil, mutfakta kaydedilir oluyor. Ve ortaya muazzam bir albüm çıkmış oluyor.
Müzikte ,yahut daha geniş anlamda bakarsak Sanat'ta, samimiyetin en önemli öge olduğuna inanan bendeniz için, bu şarlarda hazırlanmış bir albüm, altın değerinde. Lakin Don't Look Back'in -nispeten- yeni albümü Brighter'ın müzikal olarak çok daha tatmin edici olması, upload tercihimi Brighter üstünde kullanmama sebep oluyor, belki de albüm kapağında duran küçük kızın, o yüreğimi paramparça eden benzerliği beni buna zorluyor, bilemiyorum.
Her halükarda, samimiyeti için 10 puan, ve vokalleri söz konusu ettiğimiz müzikal içeriğe adapte etmeyi başarmış her gruba kıyak geçerek verdiğim 15 puan ile Don't Look Back, Türkiye'nin Starı yarışmasının bu haftaki birincisi.
Sanatçı: Don't Look Back
Albüm: Brighter (Ekim/2007)
Şarkı Listesi:
1- Six Feet Under Ground
2- Remove All Trace
3- Joyrider
4- Nothing Just Happens
5- Farewell To The Bright Side
6- All Day Long
7- Dark Mobson
8- D-I-Y-A
9- Kids Got Shadow In Their Eyes
10- Ask The Dust
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
05:05
7
mırıltı.
damgalar don't look back, electronica, french, lyrics, post-rock
20080117
Promosyonlu İkili Paket: Pillow - Flowing Seasons ve French Teen Idol
İtalyan post-rock sahnesine ve bu sahnede gözlemlenen Giardini Di Mirò ağırlığına, Dilatazione ile ilgili şu yazımda değinmiş idim. Lokomotif grupları ve bu grupların global ve lokal etkisini daha detaylı anlatmak icab ediyor ve bunun için bazı örneklerin yanı sıra somut delillere de ihtiyacımız var.
Bu örneklerden, sesi en fazla duyulmuş, en fazla ses getirmiş ve sesi en fazla yankılanmış olanı, hiç şüphesiz ki Godspeed You! Black Emperor olacaktır. Algılayageldiğimiz post-rock janrını tanımladıkları yahut tanımı çok büyük ölçüde değiştirdikleri rahatlıkla söylenebilir (bu karmaşaya kısa zamanda değineceğim). Bunu yaparken, belki de bir janr yaratmaktan, bir janr tanımlamaktan yahut müzikal etkileşim ortaya çıkarmaktan çok daha önemli bir strateji belirlemişti Efrim ve arkadaşları; çoğu muhabbette bir iki cümleyle lafı edilen ve bir iki gülüşme -yahut kahkahanın- öncülü olan "Godspeed You! Black Emperor'ın sıkıldıkça yan-proje üretmesi". İşte bu şekilde, bir çok grup yaratarak, esas gövdeden farklı dallar çıkararak korkunç bir genişlemenin müsebbibi haline geldiler. Kanada, şu an "post-rock'ta kendi kendine yeten 3 ülke"den biri ise ve bunun yanında indie'nin yeni memleketi haline geldiyse, en büyük ve hatta tek sorumlu GSY!BE ve yan-projeleridir.
İşte bu "post-rock'ta kendi kendine yeten 3 ülke"den İtalya (diğeri için hangi Ada'ya bakmanız gerektiğini biliyorsunuz) için benzer bir hikaye anlatılabilir. Giardini Di Mirò, GSY!BE'nin Kanada'da yaptığını İtalya'da yapıyor; grubun elemanlarının her biri farklı bir dala ayrılıyor ve her dal ayrı çiçek açıyor. İşte bir yanda Dilatazione'nin albümlerini kaydeden bir Francesco Donadello, bir yanda Pillow'un kendisi Luca di Mira, bir yanda ise French Teen Idol'ın arkasındaki isim Andrea di Carlo. Boynuz kulağı geçiyor ve ağacın dallarından uzanan diğer dallar her yere yayılıyor.
Bu yayma işleminde, Pillow ve French Teen Idol özelinde, önemli bir rol üstlendiğim kanısındayım. Gerek yapmış olduğum radyo programları, gerek ısrarcı dosya transferleri ile bu iki ismin meyvesini insanlara nasıl sunduğumu gördükçe mutlu oluyorum; pek alakasız bir yerde, tesadüfi bir şekilde rastladığım bir şarkı ismi, kafamda oluşan yol haritasının başlangıcını bana çeviriveriyor, hiç ama hiç tanımadığım birinin dinlediği mp3'ün 0 ve 1'lerinin aslında benim bilgisayarımdan çıkmış olduğunu o haritayla keşfettikten sonra, sanki söz konusu olan DNA'ymış gibi bir yakınlık hissi kaplıyor içimi, dinleyene mesaj atmak, uzaktan akrabaymışız gibi davranmak istiyorum. Kaldı ki, Pillow ve French Teen Idol her ne kadar -ukalaca iddiam: şahsımın da katkısıyla- ülkemizde gerekli takdiri görmüş olsa da, sözü geçen ve sözüne değer verilen post-rock kritiklerinin yahut okuyucuları eski Avril Lavigne, blink182 dinleyenleri olsa da kapaklarında 65daysofstatic bulunan yeni nesil popçu-indieci dergilerin ilgisini çekmeyi bir türlü başaramadılar. Bu sebeplerden ötürü kuytularda kalan bu iki grubun albümlerini birlikte yayınlamaya karar verdim, genlerimi daha da öteye taşımak adına.
Sanatçı: Pillow
Albüm: Flowing Seasons (Nisan/2006)
Şarkı Listesi:
1- Song For Beginning
2- Cut-Out-And-Keep Quarrels
3- In Deep Sea
4- Indecision
5- Mixologists And Waifs
6- Tree Shadows
7- Thick Skin
8- With The Passing Of The Seasons
DOWNLOAD.
Sanatçı: French Teen Idol
Albüm: French Teen Idol (Mayıs/2005)
Şarkı Listesi:
1- (un)told Prejudices
2- Do You Want To Make Me Hate You
3- Inspired By A Galaxy
4- Lamb
5- Same Tempos (changing)
6- Shouting Can Have Different Meanings
7- Some Moral Content
8- Your Fault
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
04:42
3
mırıltı.
damgalar ambient, electronica, french teen idol, giardini di mirò, italian, piano, pillow, post-rock
20080116
Dilatazione - Too Emotional For Maths
2005 çıkışlı, karışık pizza tadındaki albümleri; Too Emotional For Maths.
Sanatçı: Dilatazione
Albüm: Too Emotional For Maths (Eylül/2005)
Şarkı Listesi:
1- Wendy Carlos
2- Solo In Una Strada Affollata
3- Cendre In
4- Venerdì Mattina: É Tutto Come
5- Eva Robin's Meets Stefania Sandrelli
6- Ivano Menchetti
7- Cendre Out
8- Tutto Si Dimentica
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
03:02
0
mırıltı.
damgalar dilatazione, electronica, giardini di mirò, italian, jazz, post-rock





