Geride bırakılan senenin en iyi albümlerinden ya da filmlerinden ya da konserlerinden bahsetmek ilk kimin fikriydi, bilmiyorum. Fikrin özünde ne gibi bir amaç mevcuttu, bilmiyorum. Tek bildiğim şey bunun artık ritüelleşmiş bir eski yıl geleneği haline gelmiş olması. Bu açıdan bakınca da ortaya fazlasıyla eğlenceli bir şey çıkıyor. Yılın bir döneminde karşılaştığım herhangi bir albümü dinlerken örneğin, o albümün yıl sonunda kendimce karalayacağım bir en iyiler albümünde aşağı yukarı hangi sıraya düşeceğini tahmin etmeye çalışmak bile başlı başına bir haz kaynağı. Eh, bir de bu listeyi kişisel beğenilerin törpülenmesiyle ortaya çıkmış ve ilgilisinin de ilgisini bu şekilde çekmiş bir mecrada yayınlamak söz konusuysa eğer, ilgilinin -ekseriyetle namevcut- en iyiler listesiyle bir mukayese işine girmesinin de eğlenceli olacağını düşünmekteyim. Öte yandan, tembellikten ya da kimbilir hangi nedenden ötürü bu blog'da yer almayan albümler hakkında iki kelam etme, bir de download için link sıkıştırma fırsatının da dahliyle, işte benim sandalyemden 2009'un en iyi 20 albümü:
20) Russian Circles - Geneva
Russian Circles hayatımıza Enter gibi karavana şarkı bulmanın pek zor olacağı bir albümle girdi. Genelde bu tip kusursuz albümlerle sahneye çıkan grupların önündeki en büyük engel, attıkları ilk adım olur. Ne yazık ki Station bu korkunun çalılıkta kırmızı ışıklar saçan gözleriydi;Geneva'da sivri kulakların da belirginleşmeye başladığını görüyoruz. Russian Circles dinleyicisinin yüksek beklentilerini tam anlamıyla karşılayamamşı; Enter'la mukayese edilmesi güç bir albüm olsa da, muadilleri arasından sıyrılmış, listede yer almayı hak etmiş bir albüm olduğunu düşünüyorum Geneva'nın.
19) Maybeshewill - Sing The Word Hope In Four-Part Harmony
Maybeshewill Japanese Spy Transcript gibi herkesi büyüleyen bir albüme imza attıktan sonra kendi formüllerini tekrar edip 65daysofstatic gibi fabrikasyon işler yapmak yerine müziklerini bir deneme-yanılma işlemine tabi tuttular. Elektronik ögelerin yerini çınlayan drone'lara ve metal riff'lerine bırakmasının son halkası olarak görebiliriz Sing The Word Hope In Four-Part Harmony'yi. Öte yandan deneyselliğin, her yemekten bir kaşık koyulan tabldot öğününden farklı bir noktaya değerlendirilmesi gerektiğini de unutmamak gerekir ki bu albümün daha üst sıralara uzanamamasının yegane açıklamasıdır.
18) Mono - Hymn To The Immortal World
İnsanlar sebepsiz yere -ya da çok salakça sebeplerle- salt müziğe değil, janrlara tanrı muamelesi yapıyorlar. Eğer adı post-rock olagelmiş janrı tanrı olarak ele alsaydık, peygamberlerinden biri olarak muhakkak Mono'yu gösterirdik. Belirli kurallar tebliğ etmiş ve bir "cemaat-i kâmil" haline gelmiş Mono Hymn To The Immortal World ile sinematografik bir müzik kavramı yaratmıştı. Şarkıların kendi içlerindeki hikayesi, teneffüsleri, süregelen hayatları Mono'nun neden "seçilmiş" payesine layık olduğunu açıklamaya yetiyor.
17) The Black Heart Procession - Six
Plak şirketi bulma sorunlarının sona ermesiyle birlikte açıklanan yeni The Black Heart Procession albümü şüphesiz senenin en heyecan verici havadislerinden biriydi. Ne var ki albümün kendisi, yarattığı heyecanın gerisinde kalarak şüphesiz senenin en büyük hayal kırıklığını yaşattı. Beklentileri denklemden attığımızda ise bir şekilde ruhumuza ulaşmayı başarmış bir albüm olduğunu söyleyebiliriz Six için. Çuval giyse yakışır kabilinden değerlendirebileceğimiz kişiler gibi gibi The Black Heart Procession'ı Gökhan Tepe coverlasa dinlenir kategorisinde değerlendirdiğim için, yarattığı tüm hayal kırıklığına karşılık Six'i mühim buluyorum.
16) Hildur Gudnadóttir - Without Sinking
Ayinesi iştir kişinin derler; son zamanlarda İzlanda'nın ayinesi işi değil, ismi olmuştu. Kavramları kurcalamaya pek meraklı yaramaz ve şımarık çocuklar kendini ya da başkalarını taklit ve tekerrür ededursun, şımarık çocukların oyuncağı olmayan Hildur Ingveldardóttir Gudnadóttir atmosferi kasavet yüklü bir ada ülkesinin müzikal dökümünü yapıyordu. Gudnadóttir'in çellosundan terk olan notalar keder verici, sert, kaldırılması güç gerçekler gibi ruhu örseliyor.
15) Katatonia - Night Is The New Day
Katatonia gibi geniş bir hayran (müşteri olarak okuyunuz) kitlesine sahip bir grubun üç sene gibi uzunca bir süredir herhangi bir satılabilir materyal üretmemiş olması işin finans yönüyle ilgilenenler açısından büyük bir gelir kaybı olarak nitelendirebilir. Öte yandan The Great Cold Distance gibi en hafif tabirle "boş" olarak nitelendirilebilecek bir albümden sonra grubun kozasını örüp üzerinde Night Is The New Day yazan parlak kanatlarla çıktığına şahip olanlarımız için üç sene gibi bir süre olsa olsa optimum koza istirahati olabilir.
14) Piano Magic - Ovations
Bir grup düşünün, 15 yıla yakın zamandır müzik yapsın ve tüm bu süre içerisinde hiç bir aşırılığa, saçmalığa adı karışmamış olsun, imza attığı 10 tane albümün içinde bir tane bile gereksiz nota, ilgi çekmek için uydurulmuş bir prodüktör süsü, yer doldurmak için gökten zembille inmiş bir fazlalık olmasın. Piano Magic hep aynı; aynı sadelikte, aynı samimiyette, aynı doygunlukta sakin sakin müziğini yapmaya, dinleyicisini memnun etmeye devam ediyor. Ovations çığır açma potansiyeli taşıyan akıl almaz bir albüm değil ama her Piano Magic işi gibi, olması gerektiği gibi bir albüm ve bu yetiyor.
13) Arms And Sleepers - Matador
Arms And Sleepers bundan 3 sene önce bir araya gelmiş bir grup ve bu grubun sadece 2009 yılında neşredilen bir ep, bir split, bir de stüdyo albümü olmak üzere üç adet neşriyatı var. Bir formül belirleyip o formül üzerindeki yol hatlarını takip ederek bir şeyler üretmek kolaydır ama ortaya çıkan şey bir süre sonra plastik kokar; Arms And Sleepers'ın hiç bir işinde etiket yok, zanaat ile ortaya çıkmış bir sanat var. Matador bu yönden güçlü bir albüm ama en güzel yanı, Arms And Sleepers'ın geleceğine dair ipuçları barındırıyor olması.
12) The American Dollar - Ambient One
Müzisyenlerin kendi eserlerini yeniden yorumlama ya da akustikleştirme girişimleri genelde kızartma tavasında kullanılan pis yağla yapılmış öğrenci yemeğinin tadını anımsatıyor. The American Dollar'ın kendi naçizane klasiklerini yeniden yorumladığı albüm Ambient One ise farklı tariflerin denendiği, farklı baharatların öne çıktığı, farklı tat dengelerinin hüküm sürdüğü yepyeni bir ziyafet.
11) Callisto - Providence
Sludge ve post-rock birbirleriyle dirsek teması içinde bulunan, zaman zaman birbirlerine tatsız el şakaları yapan janrlar. Callisto bu iki janrı harmanlarken yırtık brutal vokaller yerine duygusal temiz vokaller, çınlayan drone'lar yerine melodik riff'ler ve yer yer fusion tonları taşıyan bass'lar ya da üflemeliler gibi janr kırmızı çizgileri içinde yer almayan enstrümanlardan istifade ediyor. Providence bu üslubun kendini bulduğu ve olgunlaştığı bir albüm; gerek enstrüman hakimiyeti, gerek beste becerisi gerekse sözlerin hedefi çerçevesinde değerlendirilince Callisto'nun şimdiye kadar tartışmasız en iyi albümü olma niteliğinin yanı sıra senenin de en iyileri arasında.
10) Jeniferever - Spring Tides
Başka başka gruplarla mukayese edilerek ya da onlar üzerinden tanımlanarak geçen bir süreden sonra Jeniferever'ın kendi yörüngesine oturduğu albüm Spring Tides'ta grup adına müzikal bir devrimin yaşanmış olduğunu söylemek hata olur ama isteneni, bekleneni, hedefleneni vermiş olduğunu söyleyebiliriz. Gözümüzün önünde "çok iyi grup"lardan biri büyüyor beyler bayanlar, gözünüzü kırpmamaya, kulaklarınızı tıkamamaya çalışın.
9) Pelican - What We All Come To Need
Pelican'ın sene içinde çıkardığı Ephemeral, gereksiz olarak tanımlanabilecek bir ep idi. Peşi sıra gelen albüm, What We All Come To Need'ten sonra ise ep'nin iştah açıcı bir meze olarak masaya konmuş olduğunu anlamış olduk. Zira tadımlık bir şarkıyla kursağımıza oturmuş yumru, albümün ilk şarkısıyla beraber şeker gibi erimiş, açlığımız tavan yapmıştı. Pelican'ın enerjisinin farklı bir faza büründüğü albümün en fazla göze çarpan yanı kuşkusuz ki albüm kartonetinde adı geçen konuk sanatçılardı ki müzikal çeşnilerin geniş yelpazesini açıklamak için Aaron Turner, Greg Anderson gibi isimleri telaffuz etmek yeterli olacaktır.
8) Whitetree - Cloudland
İçinde yaşadığımız zamanın ve üstünde yer aldığımız zeminin en önemli bestekarlarından olarak gördüğüm İtalyan piyanist Ludovico Einaudi'nin Almanyalı electronica grubu To Rococo Rot elemanlarıyla birlikte oluşturduğu Whiteland, ilk albümü Cloudland ile sessiz sedasız bir şekilde filizlendi. Yan projeler genelde yapay gölet gibidir ama bu örnekte o göletin okyanus büyüklüğünde olduğunu söylersek abartmış olmayız; Cloudland alışıldığı üzere fevkalade notalardan müteşekkil besteler ve eşlik eden sade ama etkili elektronik aksamlar ile yılın en büyük sürprizi oluyor.
7) Nadja - Under The Jaguar Sun
Üretkenliğin tecessüm olduğundan ve Nadja isimli bir gruba büründüğünden neredeyse eminiz. Nadja bu yıl içinde tamı tamına 7 (yazıyla, yedi) işe imza atmış olsa da kanımca aralarında en fazla ön plana çıkan, Under The Jaguar Sun albümüydü. Biri drone'lardan ibaret soundscape'ler, diğeri de yine drone'ların ağırlıkta olduğu şarkılardan oluşan iki albümün birlikte dinlenmesi prensibi üzerine yapılmış Under The Jaguar Sun ile Nadja, Neurosis ve Rosetta'dan sonra benzer deneyi muvaffakiyetle gerçekleştiren gruplardan biri oluyor.
6) Balmorhea - All Is Wild, All Is Silent
Senenin henüz başında çıkmış yeni Balmorhea albümü All Is Wild, All Is Silent The Pit and The Pendulum'daki o gıcırdayan, ürkütücü sarkaç gibi koca bir sene boyunca üzerimizde sallanmaya, tam dik açıda vücudumuzun bir noktasını teğet geçmeye devam etti. Yıllardır beraber olduğun birinin gözlerinin içine bakıp aşık olduğun o ilk güne dönmek, aynı hissi taşımak gibi Balmorhea dinlemek; tüm o tanıdıklık hissine eşlik eden bir tazelik hali söz konusu. Albümün Machinefabriek, Eluvium, Helios gibi isimlerce remixlendiğini de hatırlatmak gerek.
5) Jesu - Infinity
Justin Broadrick kendini sınamak için yeni engeller icad ediyor; herhalde ben de Justin Broadrick olsaydım sadece "şarkı yapmak" ile tatmin olmazdım. Fakat bu açıdan bakıldığında bile 50 dakikalık tek bir şarkı yapıp bunun içinde bütünselliği yakalama gayreti fazlasıyla zalimce bir engel. Ne var ki Infinity başındaki bir iki dakikayı saymazsak, Jesu adı altında sıralayabileceğimiz en dolu işlerden biri olmayı başarıyor. Zorluğun güzelliği koşulladığını düşündüğüm açıklamasıyla beraber, güzellik skalasında bir numarada olduğunu söyleyecek kadar ileri gidebilir, Heart Ache ve Silver tutkunlarını kızdırabilirim.
4) Long Distance Calling - Avoid The Light
Almanyalı grup Long Distance Calling, bundan önceki kayıtlarında karmaşanın içinde kaybolmuşken Avoid The Light ile hiç de sakinleşmeden kaosu intizam ederek karşımıza çıkıyor. Albüm her ne kadar Katatonia özlemi çeken bazı dinleyiciler için tek bir şarkıdan ibaret olsa da, Katatonia ekseninden bağımsız düşünüldüğünde eksiksiz ve boşu olmayan bir albüm olarak duyu organlarımıza kazınmayı bildi.
3) Blueneck - The Fallen Host
Üç yıl öncesinin en büyük sürprizlerinden ve keşiflerinden biriydi Blueneck pek çok kişi için. İngiltere'nin dünya müzik atmosferine eksiltmeden her yıl hediye ettiği diğer fevkalade underground gruplar gibi "one-hit wonder" olduğu düşünülmüş, üzerlerine koca bir bardak soğuk su içilmişti ki Blueneck The Fallen Host ile teşrif etti. Üç yıl önceki "wonder"larını tarumar edip yerine daha görkemli bir yaratabilmiş bir grup Blueneck, The Fallen Host ile kirli, paslı, kasavetli bir sükunet sunuyor.
2) Exxasens - Beyond The Universe
Tek kişilik İspanyol ordusu Exxasens, uzayın katı, yapışkan esîrinde seyir etmeye, karşılaştıklarını seyir defterine yazıp bize aktarmaya devam ediyor. Seyir defteri, sayfa 2: Uzayda örümcekler var, ses telleriyle ördükleri kat kat ağlar insanları hapsetmeye görsün, örümceğin midesine inene dek ateşli kabuslarda ecinniler görüyor, gaipten sesler duyuyor, bir yandan bitap düşerken bir yandan da daha fazlası için umut besliyorsunuz. Uzak olmayan bir galaksinin bir köşesinde karşılaştığımız uzay örümceklerinin bu kadar çekici olacağını bilseydik Lagari Hasan Çelebi gibi havalanırdık gökyüzüne zaman kaybetmeden ve doğru zamanı beklemeden.
1) Isis - Wavering Radiant
Bir grup daha ne kadar iyi olabilir, bir albüm daha ne kadar yukarıya çıkabilir? Tanrı'nın yüzünü görmeyi bırak, ona dokunup hissedebilmek söz konusuysa ondan sonraki adım vahdet-i vücud olup, evrenin tahtına çıkmak mı olacak? Wavering Radiant iyinin ne kadar daha iyi olabileceğini, yukarının yukarısını, Tanrı'nın kanının damarlarımızda dolaşmasının ne menem bir şey olduğunu gösteriyor. Barındırdığı yegane çizik, bozuk, kusur olsa olsa albüm kapağı olabilir kanımca, ki o da zerreden hallicedir.
1- Isis - Threshold Of Transformation
2- Exxasens - Stars In The Desert
3- Blueneck - Waving Spiders Come Not Here
4- Long Distance Calling - The Nearing Grave
5-
6- Balmorhea - Remembrance
7- Nadja - Sun1Jaguar
8- Whitetree - Other Nature
9- Pelican - The Creeper
10- Jeniferever - Ox-Eye
11- Callisto - Rule The Blood
12- The American Dollar - Anything You Synthesize
13- Arms & Sleepers - Matador
14- Piano Magic - March Of The Atheists
15- Katatonia - Idle Blood
16- Hildur Gudnadóttir - Opaque
17- The Black Heart Procession - Liar's Ink
18- Mono - Silent Fight Sleeping Dawn
19- Maybeshewill - Our History Will Be What We Make Of It
20- Russian Circles - Fathom
DOWNLOAD.
20100108
2009; En İyi 20 Albüm.
söyleyen;
dream endless.
at
15:42
12
mırıltı.
damgalar arms and sleepers, balmorhea, blueneck, callisto, exxasens, isis, jeniferever, jesu, long distance calling, maybeshewill, mono, nadja, pelican, piano magic, the american dollar, whitetree
20090728
The American Dollar- Ambient One

Bu blog'da paylaştığım müzikal muhteviyatın lalettayin şeyler olmadıklarını, hususi bir anlam taşıdıklarını daha evvel defaatle söyledim. Evet; şarkıların, albümlerin yahut müzisyenlerin tamamı hususi ama bazılarının ehemmiyeti daha fazla, bazıları daha hususi, bazıları daha kıymetli. Blog muhteviyatının duygusal manası ile ilgili, daha önce kimselere söylememiş olduğum bir durum var; mevzu bahis daha hususi, daha kıymetli, daha mühim bazı şarkıları arşivlerimden çıkarıp burada sizlerle paylaşırken, elimde bulunan kopyaları kullanmak yerine yeni bir şarkı yahut albüm download edip onu paylaşıyorum. Bu tavırla belki de söz konusu şeyin hususiyetini bir nebze de olsa saklamaya çalışıyorum, bilemiyorum. Zira elle tutup gözle göremeyeceğin ve en temel noktada 0 ve 1'lerden müteşekkil olan bir şeyin hususiyeti ne olabilir diye düşünmeme engel olacak bazı takıntılarım var. O 0 ve 1'lerden müteşekkil kodlara entegre olmuş bir oluşturma tarihçesinden söz edebiliriz somut anlamda, ben ayriyeten o kodlara sinmiş bir tarih kokusu olduğunu da düşünüyorum. Bu, çok değerli mücevheratları bir kutuda saklarken, saklananların imitasyonlarını kullanmak gibi bir şey.
Meseleyi bu cihetiyle değerlendirmenin sebebi, geçen günlerde yıllardır bir türlü yenemediğim shift+delete alışkanlığıma, kategorize edilmemiş şarkıları kurban etmiş olmam. Ukalalık olmasın, tatmin edici bir albüm arşivim var, onun yanı sıra çeşitli zamanlarda çeşitli şekillerde elde edilmiş şarkıları sakladığım daha hususi bir klasör de mevcut ki bu klasörde 1999 yılında çekilmiş ve çeşitli kopyalama araçları vasıtasıyla günümüze kadar gelmiş şarkılar bile mevcut idi. Bu tip durumlarda, şarkıların kimliğine sirayet etmiş bir görmüş geçirmişlik olduğunu düşündüğümden, shift+delete'e kurban giden bu şarkıları tekrar çekmemin mümkünatıyla dolamayacak bir boşluk oluştuğunu iddia edebilirim içimde.
Aynı boşluğu remix ya da bootleg albümlerinde de yaşıyorum. Elbette bunların da kendine has dokuları ve getirdikleri var, ama ehemmiyeti üst seviyede olan bir şarkının başka bir kaydını dinlemek sanki sevdiğin kadına çok benzeyen bir başka kadına sarılmak, dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba demek gibi geliyor. Her ne kadar farklı dokular ihtiva ediyor olsalar da, her ne kadar bu dokular zaman zaman heyecan uyandıracak denli vasıflı olsalar da, her daim belirli bir mesafeyle, soğuk bir ifadeyle karşıladığım albümler bu remix albümler.
Lakin, son dönemlerde bu genel tavrıma mugayır iki albümden bahsedebilirim. Birincisi, evvelce değindiğim Balmorhea'nın remix albümüydü. Helios, Machinefabriek, Jacazsek, Eluvium gibi isimlerce yeniden yorumlanan All Is Wild, All Is Silent şarkılarından müteşekkil bu albümün haberi beni ziyadesiyle heyecanlandırmıştı, yaşadığım heyecanı da birden fazla defa paylaştım. Albüm dahilindeki bazı şarkıların Muxtape'de yayınlanmasının üzerine, heyecanımı boşa çıkarmayan bir albümün ortaya çıktığını söyleyebilirim. Ve lakin, canım bugün Remembrance ya da Truth dinlemeyi arzu etse, arzumu söz konusu remix'ler ile değil, ilk dinlediğim, ilk vurulduğum, içimdeki arzunun kıvılcımı ilk çeken Balmorhea şarkılar ile tatmin ederim.
Lakin, remix albümlere olan mesafeme mugayır olduğu kadar, arzumu tatmin etmek hususunda da muvaffak olan bir albüm var ki, o da işbu yazının öznesidir.
The American Dollar külliyatını, olduğundan daha sakin, daha zarif bir biçimde yeniden işleyen bir albüm Ambient One. Adıyla müsemma olacak şekilde, şarkılardaki ambient hükmü daha fazla. The American Dollar'ın alamet-i mümeyyizesi ve hassa-i farikası olan sakin ambient tınılarına yarenlik eden o elektronik katmanlar çok daha az ve çok daha yumuşaklar bu albümde.
Üzerinde durulası bir diğer husus ise, albümde yer alan şarkıların birden fazla parçaya bölünmüş olması. Yani, şarkıların içinde farklılık ihtiva eden, melodilerin evrimleşmek suretiyle şarkıları ileriye taşıdığı bölümler, başlı başına yeni "track"ler olarak yer almış bu albümde. Misalen, Signaling Through The Flames; piyano girizgâhıyla, şarkının ana yapısını oluşturan ve gözümün önüne hep turkuaz bir gökyüzündeki uçan kuşları getiren bölümüyle ve finaliyle üç parçaya bölünmüş olarak yer alıyor albümde.
İşin ilginç boyutu şu ki, The American Dollar bu parçaları oluşturur yahut şarkıları parçalar iken öyle ihtimamlı davranmış ki, değil bir şarkının tüm parçalarını bir bütün halinde dinlemek, albümün tamamını tek bir uzun şarkı gibi dinlemek mümkün olduğu gibi her bir parçayı münferit şarkılar gibi dinlemek de mümkün. Bu cihetiyle, üzerine harcanan düşünce ve emeğin olduğu kadar, şarkıların çok da büyük bir oranda değişmediği ama yaşanan değişimin de zarif ve sakin pırıltılar barındırdığı bir albümden söz edebilirim.
Geçen sene, tam da bu zamanlar yazdığım A Memory Stream yazısında şöyle demişim:
"Korkunç bir deha barındırıyor muhteviyatında The American Dollar şarkıları, daha da mühimi, bu deha sadece bir kaç parçada ortaya çıkan patlamalar şeklinde de göstermiyor kendini; her şarkıda eser miktarda bulunuyor bu deha ve hatta bir kıyaslamaya gittiğimiz vakit, sadece şarkılarla değil, albümlerle de sınırlı olmadığını görüyoruz bu parıltının. Zira A Memory Stream'de de basit, ama ince, ama yoğun, ama çok komplike şarkılar, tayfın renklerini oluşturuyor."
Ambient One albümü, bir önceki yazının barındırdığı görüşleri çok daha yoğun bir hale getiriyor. Benim nezdimde, The American Dollar'ın müzikal dehası ve zarafeti, hususiyeti mühürlenmiştir. Şu dakikadan sonra, MTV Müzik Ödülleri'nde parlak taytla sahne alıp Jay-Z ile birlikte müzik yapmadıkları takdirde, mücevherlerim arasındaki nadide yerini almış bir gruptur The American Dollar, dağılsalar bile derin bir iç çekişin ardından hücum eden özlemle anılacak, ufak bir tebessümle birlikte ufak bir sızı da canlandıracak bir gruptur.
Sanatçı: The American Dollar
Albüm: Ambient One
Şarkı listesi:
1 / 4- Starscapes
5- Bump
6- Lights Dim
7 / 8- D.E.A.
9- We're Hitting Everything
10 / 11- Rudiments Of A Spiritual Life
12 / 14- Signaling Through The Flames
15 / 17- The Slow Wait (Part 1)
18 / 19- The Slow Wait (Part 2)
20 / 21- Anything You Synthesize
22 / 23- Time
24 / 25- Transcendence
26- Signaling Through The Flames (Film Edit)
27- Time (Film Edit)
28-Intro
29- Chase
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
15:03
2
mırıltı.
damgalar ambient, american, electronica, the american dollar
20080825
The American Dollar - A Memory Stream
Aslında, bütünsel olarak ele aldığımız vakit, örnekteki video, The American Dollar'ın uyduğu/eşlik ettiği/canlandırdığı görselliği ve bunun yanında müziğinin muhteviyatını son derece yalın ve bir o kadar da yoğun bir şekilde gözler önüne serme özelliğine sahip, lakin bir video üzerinden tembelliğe gidecek ve sessiz kalacak da değiliz, bilhassa söz konusu olan The American Dollar ise.
The American Dollar özelinde yapacağımız yorumlar için, başlangıç çizgimizi The Technicolour Sleep'e çekmek gerekiyor bir kere. Bu noktada gördüğümüz şey aslında basit ve bir o kadar da komplike bir grupla karşı karşıya olduğumuz ki, akşam pazarı görünümü veren ve biteviye fukaralaşan bir müzik genelinde değerlendirdiğimiz vakit, bunun ne denli mühim bir şey olduğunu söylememe gerek yok artık. Söz konusu bu basitlikte, aslında, büyüleyici bir taraf var; ekseriyetle çok sıradan bulduğumuz o güneş ışığının, bir prizmanın içinden geçtikten sonra ortaya çıkardığı renklerle aynı derecede tutulabilir bu. Korkunç bir deha barındırıyor muhteviyatında The American Dollar şarkıları, daha da mühimi, bu deha sadece bir kaç parçada ortaya çıkan patlamalar şeklinde de göstermiyor kendini; her şarkıda eser miktarda bulunuyor bu deha ve hatta bir kıyaslamaya gittiğimiz vakit, sadece şarkılarla değil, albümlerle de sınırlı olmadığını görüyoruz bu parıltının. Zira A Memory Stream'de de basit, ama ince, ama yoğun, ama çok komplike şarkılar, tayfın renklerini oluşturuyor.
Hülasa, elektronik ve post-rock tanımlamalarını yanyana getirdiğimiz vakit, aklımıza gelen tek şey, 65daysofstatic ekseninde oluşan ve Reason gibi bayağı bilgisayar programları tarafından üretilerek bayağılığı genlerinde taşıyan bir müzikal tını ise; bakışlarımızı farklı bir noktaya kaydırmak elzem, ki ilk bakmamız gereken yerlerden biri de The American Dollar olacaktır kuşkusuz. Keza bir çok duyguyu, bir çok kişi tarafından pek çok janr kategorisine sokulacak müzikal tandansı bir potada eritmek ve tüm bunları yaparken ileri seviyede bir yaratıcı dehanın basitlik ve karmaşıklıktan yepyeni bir faz ürettiğine şahit olmak, benim diyen her dinleyicinin asli görevlerinden biri olmalı, kanaatimce.
Sanatçı: The American Dollar
Albüm: A Memory Stream
Şarkı listesi:
1- The Slow Wait Pt. 1
2- The Slow Wait Pt. 2
3- Call
4- Bump
5- Intermission
6- Lights Dim
7- Transcendence
8- Our Hearts Are Read
9- Anything You Synthesize
10- We're Hitting Everything
11- Starscapes
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
03:40
0
mırıltı.
damgalar ambient, american, electronica, post-rock, the american dollar
