2008'in en kötü albümlerinden bahsederken de, girizgâhta belirtmiş olduğum gibi, yılın şu dönemi, müzik ile ilgili kişiler açısından bir en iyiler/en kötüler kıyaslamasını da beraberinde getiren bir özellik taşıyor. Her ne kadar bu tip listelerin şahsa münhasır olması bir tatsızlığı beraberinde getirmiş gibi gözüküyor olsa da, bu tip listelerde gerçekten çok kötü olduğuna inandığımız albümlere yahut isimlere rastlasak da, bence yıl sonunun en eğlenceli telaşı bu listelerde yatıyor.
2008 hakkındaki naçizane listem şöyle, heyecan yaratma niyetine sondan başa;
20) Bohren Und Der Club Of Gore - Dolores
Almanyalı Bohren Und Der Club Of Gore, altıncı albümleri Dolores'i sonbahar ortalarında yayınladı. Gecelerin uzamaya başladığı bir mevsime yakışır şekilde, zifiri karanlık bir jazz melodisiyle inliyordu kulaklarımız Dolores'le. Dürüst olmak gerekirse, bir Black Earth ya da Geisterfaust değil bu albüm; grubun kronolojisi özelinde değerlendirilirse çok parlak bir yere sahip olmayacaktır diğer albümlere kıyasla fikrimce. Amma ve lakin, 2008 özelinde değerlendirdiğimiz vakit, bu listede yer alması elzemdi Dolores'in.
19) iLiKETRAiNS - Elegies To Lessons Learnt
Aslında iLiKETRAiNS'in ilk albümü Elegies To Lessons Learnt, 2007'nin son aylarında piyasaya çıkmıştı; son aylarda piyasaya çıkan her albüm gibi de sıralamalara girememişti. Her ne kadar grup, 2008 sonu için The Christmas Ship adlı ep'yi yayınlasa da, Elegies To Lessons Learnt'ü 2008 listesine sokmak için herhangi bir beis göremiyorum. Zira grup, daha oturaklı bir kimliğe bürünmüş ve daha derin sulara yelken açmıştı bu albüm ile.
18) This Is Your Captain Speaking - Eternal Return
Artık şablonlaşmaya başlayan müzikal yapıdan ne kadar bıktığımı defalarca açıklamışlığım var bu internet sahifesinde, belirli bir formüle ayak uyduran ve bu formül çerçevesinde enine genleşen gruplara bir türlü ısınamayışım da bundan. Benzer bir şekilde formüller üzerinden sonuca giden bir This Is Your Captain Speaking'den söz etmek mümkündü, ilk albümleri Storyboard söz konusu olunca. Lakin yeni albüm, Eternal Return, farklılaşmayı ve gelişmeyi -biraz da gidiş/geliş ekseninde- yansıtmayı becermiş bir albüm olarak hatırlanacak.
17) Maybeshewill - Not For Want Of Trying
Farklılaşan ve hatta apayrılaşan bir başka grup da Maybeshewill. Müziğin elektrik ile ilintili bölümünün domine ettiği ilk albümleri Japanese Spy Transcript öylesine beğenilmişti ki, yeni albümde herkes benzer bir tadı yakalamak için hazır bekliyordu. 65daysofstatic'in düştüğü bu hataya düşmeyip, bayağılaşmaktan kurtulan Maybeshewill, daha ağır ve daha heavy metal kokan bir albümle çıktı dinleyicisinin karşısına, 2008'de. İşin güzel tarafı, değişirken bile özlerini kaybetmeyip, kimlikleriyle bütünleşmiş o film sample'larına yer vermeyi de ihmal etmeyerek geçmiş günleri de yâd ettiler.
16) Exxasens - Polaris
Büyük şirketlerin, başka müzisyenlerin, enstrüman sponsorlarının destek çıktığı kişisel projelerin dışında bulunan, kendi halinde ve kendi başına müzik yaparken albüm çıkarmaya karar verip bunu başaran, bu çıkardığı albümü Dünya'nın bir diğer ucundaki başka insanlara dinletmeyi başaran, dinlediğinden de haz almasını sağlayacak şekilde kaliteli bir iş ortaya çıkaran kişiler, benim gözümde gerçek sihirbazlar. İspanyadaki bir odada çalınan gitarı Türkiye'de duymamız ve duyduğumuzdan zevk almamız kadar sihirli başka hiç bir şey göremiyorum müzik ile ilgili. Exxasens tüm bunlar yüzünden, bu listede.
15) Grails - Take Refuge In Clean Living
Grails'in 2008'de çıkardıkları iki albümden biri Take Refuge In Clean Living. Nisan ayında çıkan bu albümden sonra, Grails ekim başı gibi Doomsdayer's Holiday'ı yayınlamış ama belli ki aceleciliğinin kurbanı olmuştu. Her halükarda sindire sindire yaptıkları ve grubun parlaklığını hakettiği biçimde taşıyan bir albüm sığdırmayı başardılar 2008'e. Yaşar Alptekin'in Grails dinlediği bir Türkiye tahayyül ediyorum.
14) Subheim - Approach
Sonbaharın ilk yağmurunda, bir banka mıhlanıp kalmamın ve 1 ay boyunca binbir virüs ile mücadele etmemin en büyük müsebbibiydi Subheim. Yunanistan'dan, yanıbaşımızdan, çıkan bu tek kişilik proje, 2007'de yaşanan Kashiwa Daisuke çılgınlığını anımsatıyor bana her şeyiyle. Bir bilgisayar insanın yüreğini nasıl ele geçirebilir sorusunun cevabıdır Subheim.
13) Glowworm - The Coachlight Woods
2008'in en büyük sürprizlerinden biri olarak görüyorum Glowworm'ü. Yerel bir grubun pek de iyi olmayan bir kayıtla fezaya süzülüşüdür benim için The Coachlight Woods; bilgisayar tuşları ve keman yayları arasındaki şiir gibi paslaşmalar bile bu albümün mutena bir yeri hakettiğinin kanıtıdır.
12) Max Richter - 24 Postcards In Full Colour
Zaman zaman kendime sorduğum bir soru; Max Richter, dünya tarihinin en parlak yüzyılında, 19. yy'da yaşasaydı, bu besteleri o zaman yazsaydı, acaba ne olurdu? Kanaatimce, en az bir Liszt kadar bilinir, bir Chopin kadar çalınırdı; ismi de sadece Richter olarak anılacak kadar ünlü bir marka haline gelmiş olurdu. Sahiden de o yüzyıllarda yaşayan bir adamın günümüze gönderdiği notalar da olabilir bunlar, konu edilen kartpostallar gibi.
11) The American Dollar - A Memory Stream
Tek albümle rüşdünü ispatlamış bir gruptu The American Dollar. The Technicolour Sleep, ilk albüm olmasına rağmen, grubun tüm potansiyelini gözler önüne seren bir özelliğe sahipti. Hal böyle olunca, beklentiler yüksek tutulmuştu yeni albüm için. A Memory Stream, bu beklentileri kesinlikle boşa çıkarmayan bir albüm olarak kalacak zihinlerde; duru ve zeka dolu bir müziğin The American Dollar ismiyle olan tezahürü.
10) Mogwai - The Hawk Is Howling
Sigur Rós müziğini saçma bir şekle sokarak daha çok satmanın planlarını yapar ve ergenliği henüz üzerinden atamamış gençlerin icra ettiği kopya müzikleri Mogwai ile kıyaslar iken, Mogwai farklılaşmak ile karaktersizleşmek arasındaki fark üzerine ders veriyordu The Hawk Is Howling ile. 2008'in en iyi albümü değil belki ama tartışmasız en doyurucu albümü The Hawk Is Howling; Mogwai'a duyulan saygıyı bir kez daha anlamamıza yardımcı oluyor.
9) Sumner McKane - What A Great Place To Be
Huzurla ilgili boyanan bir tablo ya da çekilen bir fotoğraftı What A Great Place To Be; içinde Ev'e dair kocaman ama gizli bir alan vardı. Sumner McKane'in huzur ve sükûnet doldurduğu notaları taşıyan o albümlerinden bir tanesi değil sadece What A Great Place To Be, duygusal bir bütünün de iletkenliğini taşıyan bir nesne aynı zamanda.
8) Homesick For Space - Please Continue
2003 yılında yayınlanan Unison'dan sonra sır olmuştu Homesick For Space. Aradan 5 yıl gibi uzunca bir süre geçtikten sonra, 2008'de geri döndüler Please Continue ile. Emo-rock'ın henüz saç şekli formatına girmediği ve naifliği ile tanınabilir olduğu yıllardan, 2008'e atlarken, Homesick For Space naifliğini de yanında getirmişti. Unison'daki kadar vurucu ya da yıkıcı değildi belki ama, kendini belli etmeyi başaracak kadar özel bir albümdü Please Continue.
7) Detektivbyrån - Wermland
Detektivbyrån da, 2008 içinde iki albüm çıkaran bir grup. E18 yaza girmeden hemen önce, Wermland ise yaz bittikten hemen sonra piyasaya sürülmüştü. Albümlerdeki şarkıların renkli dondurmaları anımsattığı düşünülürse, yerinde bir uygulama olduğunu söyleyebiliriz bunun. Karnavalın en cafcaflı yerinde çalan müzikleri anımsatıyor Wermland, şu kapkara soğuk günlerde bile.
6) Eksi Ekso - I Am Your Bastard Wings
Yaz aylarından bahsediyorken, aslında 2008'in en fazla konuşulan albümlerinin de bu aylarda çıktığını söylemek gerekli herhalde. Sigur Rós faciasının hemen ardından Eksi Ekso ilaç gibi gelmişti kulaklarımıza; bir çok enstrümanın bir çok müzikal akıma bulaştığı bir albümdü I Am Your Bastard Wings. Bu arada yeri gelmişken söylemekte de fayda var; pek çok sanatçının, sanki biz albümlerini yan sokaktaki bakkaldan alabilecekken download linkleriyle uğraşıyormuşuz gibi takındığı "seni hırsız, sil linkimi" tavrına tezat bir şekilde, Eksi Ekso üyeleri bir kaç kelime Türkçe öğrenme çabasıyla, Türkiyedeki herkese selam yollayan bir mail atmıştı aylar evvel; selamı iletmiş olalım.
5) Anathema - Hindsight
Her birimizin ilk-gençliğini perişan etmişti Anathema. Şimdi büyüdük, ilk-gençliğimizi perişan eden her şey unutuldu, Anathema Türkiye'ye tatil için gelir oldu ama Hindsight ile raison d'être'larının ne olduğunu göstermeyi akıl etmeyi başardılar; her şartta dinleyeni perişan etmek. O eski şarkılara, eski anılara, yeni eklentiler yaptılar Hindsight ile, daha da acımasız oldular, daha da acıttılar ve elbette bu yüzden daha çok haz verdiler.
4) Ólafur Arnalds - Variations Of Static
Pek çok yerde, pek çok ruh haliyle, pek çok defa dinledim bu kaydı. Ve öyle oldu ki, hakkında yazacak hiç bir şey bulamaz hale geldim; yıllardır aşık olduğunun "bana neden aşıksın" demesi karşısında girdiğin sessizlik gibi; aşığım Variations Of Static'e, ama neyine, ama neden, tanımlayamıyorum. Mübalağa yapıyor ya da mecazi anlamda kullanıyor değilim, gerçek anlamda korkunç bir kayıt Variations Of Static, her şeyiyle korkutuyor beni, hala.
3) Balmorhea - Rivers Arms
Rivers Arms'la ilgili ilk yazımda, 2008'in şimdilik en iyi albümü yakıştırmasında bulunmuştum. Aradan geçen zamanda yanılgı payımın düşük olması sevindirici bir durum olabilir ama şaşırtıcı değil. Herkes 2008 için bir liste yapmış olsa muhakkak bir yerlere yazacaktır Rivers Arms'ı; öylesine güzel, öylesine duru ve öylesine samimi bir havaya sahipti. Eski şarkılara yapılan yeni düzenlemeler, yeni şarkıların özündeki o eskilik, Balmorhea'nın yerinde saymadan, emek vererek yaratmaya çalıştığı o şeyin içimizdeki tezahürü; her şeyiyle bir bütün ve her şeyiyle cezbedici Rivers Arms.
2) Glissando - With Our Arms We March Towards The Burning Sea
Leeds biraz İstanbul'a benzer; minik bir İstiklal Caddesi, minik bir Kadıköy meydanı, minik bir Haydarpaşa'sı vardır. Herhalde bu yüzden, ihtiva ettiği duygusallık da İstanbuldakiyle benzerlik taşıyor. Leedsli Glissando'nun duygusallığını bu kadar kolay benimsememizin bunda payı nedir, bilemiyorum. Ama kesin bir şey söylemek gerekirse, With Our Arms We March Towards The Burning Sea, 2008'in en yoğun albümüydü. Grekken'i ilk dinleyişimde ağzımdan çıkıveren o ahı tekrar eder dururum her Glissando dinleyişimde, bir kerameti var olmalı bu yüzden. O kerametten mütevellit, ikinci sırada Glissando.
1) Fjord Rowboat - Saved The Compliments For Morning
Gelelim 2008'in en iyisine.
Fjord Rowboat, reverb tuşunu tekrar sonuna kadar çevirmemizin tek sorumlusu oldu Saved The Compliments For Morning sayesinde. Her biri birbirine benzeyen kalitesiz gürültülü indie-pop grupları, yıllardır aynı müziği icra eden brit-rock'çılar, şablonlarından vazgeçemeyen post-rock fanatikleri; geçmişten gelen shoegaze rüzgarını taşıyan Fjord Rowboat karşısında yerle yeksan oldular. Fjord Rowboat'un samimiyeti, her notada, her sözde hissedilebilir bu albümde; ne tip bir heyecanla yapıldığı, ne tip bir yoğunluk ihtiva ettiği öyle rahat anlaşılıyor. Ayrı ayrı her şarkısıyla ve grup kimliğinin yansımasıyla, birincilik payesini hiç düşünmeden veriyorum Fjord Rowboat'a.
En iyileri sıralamışken, en iyi albümlerin en iyi şarkılarına da değinebiliriz. Her ne kadar bu "en iyi şarkı" tanımlamasından hazzetmesem ve toplama albüm mantığını kasıntı bulsam da, 2008'in müzikal anısı ya da Limbo Pillow'un yıl sonu hediyesi niyetine değerlendirilebilir bu toplama albüm.
1- Fjord Rowboat - Simply Stood
2- Glissando - Grekken
3- Balmorhea - Limmat
4- Ólafur Arnalds - Himininn Er Að Hyrnja, En Stjörnurnar Fara Þér Vel
5- Anathema - Flying
6- Eksi Ekso - The Gallows
7- Detektivbyrån - Generation Celebration
8- Homesick For Space - British
9- Sumner McKane - The 20th Maine
10- Mogwai - I Love You, I'm Going To Blow Up Your School
11- The American Dollar - Anything You Synthesize
12- Max Richter - Cradle Song For A (interstate B3)
13- Glowworm - Lux
14- Subheim - Away
15- Grails - Take Refuge
16- Exxasens - Mira Mama
17- Maybeshewill - He Films The Clouds Pt. 2
18- This Is Your Captain Speaking - Part 3
19- iLiKETRAiNS - The Deception
20- Bohren Und Der Club Of Gore - Still Am Tresen
DOWNLOAD.
Showing posts with label sumner mckane. Show all posts
Showing posts with label sumner mckane. Show all posts
20081222
2008; En İyi 20 Albüm.
söyleyen;
dream endless.
at
19:26
10
mırıltı.
damgalar bohren und der club of gore, Detektivbyrån, exxasens, glowworm, grails, homesick for space, iliketrains, max richter, maybeshewill, mogwai, subheim, sumner mckane, this is your captain speaking
20080823
Sumner McKane - What A Great Place To Be
Abidin Dino, mutluluğun resmini çizememişti. Peki huzurun resmi çizilebilir mi, fotoğrafı çekilebilir mi? Mümkün mü değil mi, bilemem. Bildiğim tek şey, eğer böyle bir şey mümkünse, o karede, o tabloda, bir "ev" olması gerektiği. Zira ev, kimliğimizle öylesine bütünleşiyor, o bütünleşmeyi o kadar yoğun bir şekilde yansıtıyor ki, kimliğimizdeki kayıpların yarattığı huzursuzluk hallerinde bir ikmal durağı görevi görüyor. Bahis konusu ev, dört duvardan, bir kaç kapıdan, sandalyeden ve masadan oluşan yer değil elbette; köyüne, kasabasına, ilçesine, iline ve ülkesine kadar yayılan bir geniş skaladan söz ediyorum. Keza her birinin anılarla yoğrulması, bir toprak parçasında önceden attığın binlerce adımın gizli olması ve her adımınla birlikte sana geçmişteki hayaletlerinin de eşlik ediyor olması bence sihirli bir olay. "Ev"de huzur bulmamızın tek sebebi de bu sihirdir.
Sumner McKane de, yeni albümü What A Great Place To Be'de, ev'ini, yani doğduğu büyüdüğü eyaleti anlatmış, albüm ismiyle de bu göndermenin üstünü kalın markörlerle çizmiş. Enstrümantal müziğin konsept albüm darlığının salt şarkı isimleriyle ve/ya albüm ismi, albüm kapağı gibi şekilci bir boyut taşıyan ögelerle yansıtılabilme trajedisini de işbu albümle yıkıvermiş McKane. Zira, daha önceki albümlerindeki sound'unun dışına pek çıkmasa da, blues'a göz kırpan eklentilerle, bir Amerikan eyaletini anlattığı hikayeyi müziğin ve sadece müziğin içine taşımayı başardığı söylenebilir.
Daha önceki albümlerini de göz önünde bulundurduğumuz vakit, Sumner McKane'in etkileyici bir bestekâr olduğunu söyleyebiliriz. Zekice yaratılmış şarkılarla da, What A Great Place To Be'nin diğer albümlerinden geri kalan yanı olmadığı gibi, McKane'in evrimselleşen dehasını onayan bir özellik ihtiva ettiği de iddia edilebilir. Piyanosuyla, bol reverb'lü çekingen gitarıyla, ara ara kendini belli eden elektronik yönü ve özel bir ihtimamı hak eden davullarıyla, dört albümünde de muazzam bir huzur aurası yaymayı başardı Sumner McKane. Tüm bunların yanında, formülize edilmesi ve sınırlar içine hapsedilmesi çok da göze batmayacak bir müziği, samimi bir şekilde ve hiç bir tekrara gitmeden dinleyiciye sunmasıyla da saygıyı hak ettiği kesin.
Aynı zamanda bir fotoğrafçı olan ve fotografik hafızasında yer alanları notalara dökme arayışında olan Sumner McKane'in yarattığı tınılar, aslında garip bir hava ihtiva ediyor. Huzurun, fotoğraflara yahut resimlere dökülüp dökülemeyeceğini bilmediğimi söylemiştim yazının başında lakin, gücünü fotoğraflardan alan bu notalar, dinleyicinin gözünde canlandırdığı görüntülerle, basılı olmayan fotoğraflara dönüşüveriyor. Bulunduğu kabın şeklini alan, sıvı gibi bir müzik var işte önümüzde, algıdan algıya şekil değiştiren, ve o anki ruh halimizle de farklılık yaratma potansiyeli taşıyan bir müzik Sumner McKane'in yaptığı. Neredeyse dere kenarında bulutları izleyip, neye benziyorculuk oynamak gibi, McKane dinlemek.
Sanatçı: Sumner McKane
Albüm: What A Great Place To Be
Şarkı listesi:
1- After The Fireworks We Walked To The Rope Swing
2- When We Get To California
3- Riding In Cars In The Woods
4- First Winter At Plymouth Colony
5- We Don’t Talk About The Night Marsha Took The Boat To Digby
6- The 20th Maine
7- 1975 Chevy Nova (For Aaron)
8- The Winter I Got Louder Than Bombs And Standing On A Beach
9- Doris
DOWNLOAD.
Sumner McKane de, yeni albümü What A Great Place To Be'de, ev'ini, yani doğduğu büyüdüğü eyaleti anlatmış, albüm ismiyle de bu göndermenin üstünü kalın markörlerle çizmiş. Enstrümantal müziğin konsept albüm darlığının salt şarkı isimleriyle ve/ya albüm ismi, albüm kapağı gibi şekilci bir boyut taşıyan ögelerle yansıtılabilme trajedisini de işbu albümle yıkıvermiş McKane. Zira, daha önceki albümlerindeki sound'unun dışına pek çıkmasa da, blues'a göz kırpan eklentilerle, bir Amerikan eyaletini anlattığı hikayeyi müziğin ve sadece müziğin içine taşımayı başardığı söylenebilir.
Daha önceki albümlerini de göz önünde bulundurduğumuz vakit, Sumner McKane'in etkileyici bir bestekâr olduğunu söyleyebiliriz. Zekice yaratılmış şarkılarla da, What A Great Place To Be'nin diğer albümlerinden geri kalan yanı olmadığı gibi, McKane'in evrimselleşen dehasını onayan bir özellik ihtiva ettiği de iddia edilebilir. Piyanosuyla, bol reverb'lü çekingen gitarıyla, ara ara kendini belli eden elektronik yönü ve özel bir ihtimamı hak eden davullarıyla, dört albümünde de muazzam bir huzur aurası yaymayı başardı Sumner McKane. Tüm bunların yanında, formülize edilmesi ve sınırlar içine hapsedilmesi çok da göze batmayacak bir müziği, samimi bir şekilde ve hiç bir tekrara gitmeden dinleyiciye sunmasıyla da saygıyı hak ettiği kesin.
Aynı zamanda bir fotoğrafçı olan ve fotografik hafızasında yer alanları notalara dökme arayışında olan Sumner McKane'in yarattığı tınılar, aslında garip bir hava ihtiva ediyor. Huzurun, fotoğraflara yahut resimlere dökülüp dökülemeyeceğini bilmediğimi söylemiştim yazının başında lakin, gücünü fotoğraflardan alan bu notalar, dinleyicinin gözünde canlandırdığı görüntülerle, basılı olmayan fotoğraflara dönüşüveriyor. Bulunduğu kabın şeklini alan, sıvı gibi bir müzik var işte önümüzde, algıdan algıya şekil değiştiren, ve o anki ruh halimizle de farklılık yaratma potansiyeli taşıyan bir müzik Sumner McKane'in yaptığı. Neredeyse dere kenarında bulutları izleyip, neye benziyorculuk oynamak gibi, McKane dinlemek.
Sanatçı: Sumner McKane
Albüm: What A Great Place To Be
Şarkı listesi:
1- After The Fireworks We Walked To The Rope Swing
2- When We Get To California
3- Riding In Cars In The Woods
4- First Winter At Plymouth Colony
5- We Don’t Talk About The Night Marsha Took The Boat To Digby
6- The 20th Maine
7- 1975 Chevy Nova (For Aaron)
8- The Winter I Got Louder Than Bombs And Standing On A Beach
9- Doris
DOWNLOAD.
söyleyen;
dream endless.
at
00:24
2
mırıltı.
damgalar ambient, american, indie, neo-classic, piano, sumner mckane, synthesizer
Subscribe to:
Posts (Atom)
