20090329

Long Distance Calling - Avoid The Light






















Limbo Pillow'un, duygu seliyle yazılmış duygusal yazıların yer aldığı bir blog olduğu yönündeki eleştirilerle sık sık karşılaşıyorum, ne yazık ki bu eleştiriler direkt olarak gelmediği için meramımı anlatma platformum oluşmuyor, ardından bu şekilde bardak taşınca, mesele evrensel bir açıklamaya gidiyor, bunu da sevmiyorum. Yine de, sadece yapılması gerekeni yapmanın muteber olduğunu düşündüğümden, söylemem gerekenleri söyleyeceğim.

Evvela, duygusallığın nakli ile duygunun nakli arasındaki farka vakıf olmak lazım. Yazmak, kelimeleri peşi sıra eklemlemekten fazlasıdır ki, en temel fazlalığı, kavramların ve dolayısıyla kelimelerin işaret ettiklerine tam anlamıyla vakıf olmaktır. Bu açıdan baktığımızda, Altay Öktem ile aramızda bir fark var. Ben ne kadar duygusallaştığımı, ne kadar hislendiğimi anlatmaya çalışıyor değilim, yahut anlatmak için hislenmek gibi bir durum yok ortada; filhakika, hislendiğim için yazıyorum. Yoksa gün boyu oturup, nasıl yapsam da kendimi yansıtmaya çalışsam diye tefekkür etmiyorum. Ne söyleniyor, ne yazılıyorsa, aniden ortaya çıkıyor, yansıyor. Bu bir fıtrat meselesi olmalı ki ne yaptıysam aniden yapmışımdır; aniden küfrederim, aniden sevdiğimi söyler aniden nefret ettiğimi belirtirim, yumruk atmadan önce düşünmem, öpmeden önce de. Ağlasam mı, gülsem mi diye tahlil etmem; ağlar ya da gülerim. Bu noktada, hayvanlığımı kucaklarım, büyük bir gurur ve kabullenmeyle.

Müzikle ilgili yansıtmada da kemikleşmiş bir davranış biçimim var elbette. Hayatımda bir kez olsun dans ettiğimi hatırlamıyorum, dans mekaniğini çözemedim. Müzik output'unun dans tezahürü, bende kelimeler şeklinde ortaya çıkıyor. Kafamda kelimeler oluşuyor, kimini saklıyorum, kimini eliyorum, ortaya çıkanı yazıyorum. İşlem böyle oluyor ve bana hayvani geliyor. Bunu seviyorum.

Duygu yoğunluğu yüksek müziklerde, içimdeki hayvanı zifiri karanlıkta, gözü açık bir uyku halinde hayal ediyorum, daha doğrusu böyle bir görüntü çarpıyor zihnime. Long Distance Calling'in yaptığı müziğe benzeyen müziklerde ise, omuzlardan çıkan adımlarla yürüyen bir kedigil imgesi hasıl oluyor. Hayvanlığı daha yoğun hissediyorum, daha çok seviyorum içinde bulunduğum durumu.

Müzik üzerine yazma akademisi kurulsa herhalde mezunların hepsi, müzik yazısıyla ilgili bir benzetme yahut tanım yapma yolunu özümsemiş olarak mezun olurlardı. İşin akademik boyutu zerre kalibresinde ilgimi çekmediğinden, aklıma gelen ilk tanımı yapıyorum; Türkiyedeki rock müziğin gediklilerinin ayaklarının dibinde geçirdiğim ilk-gençliğimin ilk yıllarında, Long Distance Calling gibi "güçlü" müzik yapan gruplar genelde "Tır geliyor! Uçak geliyor! Tren geçiyor!" gibi mübalağalar ile tanımlanırdı.

Benim havsalamda da, üzerine konuşmakta olduğumuz, Long Distance Calling'in ihtiva ettiği o infilak gücü yüksek progressive rock tonları, ağır ve kuvvetli vasıtalar biçiminde şekilleniyor. Vurucu, sert gitar riff'lerinden meydana gelen bir müzikten bahsediyoruz; ama ne Isis-Pelican düzleminde ilerleyegelen bir karanlık ne de sürekli eğrilip bükülen, sololarla süslenen bir vahşilik baskın. Daha çok, merak uyandırıcı bir şekilde evrimleşen bir müzik söz konusu, bir dönüşümün müzikal haliyle karşı karşıyaymışız gibi bir his ortaya çıkıyor.

Daha geçen hafta bu zamanlar, Isis eşliğinde ayılıp bayılan bir insan olarak şunu samimiyetle söyleyebilirim ki; henüz iki-üç yıllık, yeni yetme sayılacak bir grup olan Long Distance Calling'in Avoid The Light albümü, Wavering Radiant gibi ziyadesiyle doyurucu olan efsanevi bir albümün bile üzerinde, benim gözümde.

Bir defa, albüm dahilindeki tüm şarkılar çok farklı ruh halleri üzerinde gidip geliyorlar. Gümbür gümbür giren, trenleri ve tırları anımsatan o sert gitar riff'leri, bir anda durup nefes alıyorlar, ardından gerinip, omuzdan çıkan adımlarla yürümeye, tekrar koşmaya, pençelemeye, ısırmaya başlıyorlar. Bu anlamda, şarkıların üzerinde düşünüldüğü, bir çok şey yansıtıldığı aşikar.

Albümle ilgili gönlümü çalan iki ufak detay daha var. Birincisi, geçen yıl çıkmasını beklediğimiz ama ertelenerek büyük bir düşkırıklığı yaratan Katatonia albümüne nazire edercesine ağzımıza bir parmak bal çalınıyor bu albümde. Katatonia vokalisti Jonas Rentse'nin vokaliyle eşlik ettiği The Nearing Grave, müziğiyle de Katatonia tadı sunuyor. Her Katatonia-severin dinlemesi gereken bir şarkı olduğunu düşünüyorum The Nearing Grave'in; üstüste binen ve progressive'leşen bir Katatonia dinlemek gibi bir his veriyor bu şarkı. İkinci ufak detaysa, Sundown Highway'deki theremin'ler. Müziğe öyle güzel yakışmış ki, şarkının sadece başını bile defalarca dinleme isteği yaratabiliyor.

"Güzel" müzik böyle bir şey. İnsanı, üzerinde konuşmaya, yazmaya zorluyor. Olayı akademik doğruculukla değerlendirenlerin ya da kakara-kikiri yapanların anlayamayacağı bir durum olabilir, o kısmıyla ilgilenmiyorum. İlgimi çeken tek şey şu; -hadi ben de Baker'den yardım alayım- hissedebiliyor musunuz?


Sanatçı: Long Distance Calling
Albüm: Avoid The Light

Şarkı listesi:
1- Apparitions
2- Black Paper Planes
3- 359
4- I Know You, Stanley Milgram!
5- The Nearing Grave
6- Sundown Highway

DOWNLOAD.

7 mırıltı.:

Anonymous said...

kılınçlar niye çekilmiş ben anlayamadım bu blog'un eski bir takipçisi olarak. söylenmeyen bir şey var ve söylenmek isteyen, müdahil olamadım.

dream endless. said...

Yargılanmak ya da tenkit edilmek doğal bir şey ama yanlış bakış açılarıyla samimiyetim sorgulandığında pek dayanamıyorum.

Söylenmeyen bir şey yok kesinlikle, hayır. Bu sadece, her zamankinden, bir dert anlatma çabası.

Bu bağlamda kılıçtan bahsetmek doğru olmayacaktır.

Tesir said...

I HAVE CUT MY CHILD. Greetings from RHODE ISLAND. GREAT BLOG!

non playable character said...

konuşuyor işte insanlar, takmamak lazım. "60" çok yaygın bir hastalık, hasta kendi halinde bırakılmalı, fazla ırgalanmamalı. yoksa hastalığın seyri trollüğe kadar gidebiliyor.
Doktor Röno, Paris.

bora said...

ROOOW ROOOW FIGHT THE POOWER

ses said...

bence bu blogdaki ses kimliksiz bir ses. yani hiçbirşeye bulaşmadan öylesine sırf güzel birses duyduğu için konuşan ve bizim zarifliğiyle gönlümüzü çalan, yüzümüzü gülümseten bir ses işte.

[bi' de bu akşam sabatümer'e seda sayan katıldı. yeni albümü çıkmış diye. kendisini bayağı bulanları öyle bir hakladı ki: edepli ve yerinde. ben de kendisini bayağı bulurdum, artık birşeyi bayağı bulmadan önce yutkunacağım.]

yani, kimnedersedesin, birisi daha iyi bir blog açmadıkça ve bize bunca gürültü arasında hakiki ses'e yakın sesler dinletmedikçe en iyisi bu. bunu siz diyemezsiniz ama biz deriz. bunu da düşünmeden yazdık.

Mutereddit Tedirgin said...

Vallahi açıkçası bu blog'un ilk zamanlardan beri takip eden bir okur olarak şunu diyebilirm ki; bu tipte yabancı dillerde zanaatini icra eden siteleri de hesaba katarak düşündüğümüzde Limbo Pillow'un doldurduğu boşluğu ne kadar kıvamında bir tavır ve ısrarla "işini" yaptığını görürüz.

Tartışacak bir şey göremiyorum :)

Forza Limbow öyleyse.