20080715

Neurosis - Times Of Grace // Tribes Of Neurot - Grace






















Fotoğraftakiler, benim ciğerlerim. Ne sebeple burada olduklarına değineceğim, ama ilk önce ciğerlerimden bile daha kişisel olan bir hikaye anlatmam icab ediyor konu Neurosis olunca.

İnsanların müzik zevklerini oluşturan, şekillendiren ve bunu bir kimlik haline sokan olaylar silsilesi aslında çok heyecan verici masallardır. Hakikaten de, kendi halinde oturup Tayfun (Hadi Yine İyisin) dinleyen bir çocuğun zamanla sıkı bir Jesu dinleyicisine dönüşmesi, mesela, psikolojik ve sosyolojik nüveler barındırır, bu yüzden de üzerinde durulası bir konudur. İtiraf edelim, hepimiz Tayfun dinledik, ya da Ah Canım Ahmet, Comanchero'lu Coco Jambo'lu karışık kasetler hepimizin teybinde döndü, hatta bu satırların yazarı, bir hafta önce Daddy Cool'u kafasından atamıyordu bir türlü. Elbette bu satırların yazarının da müzikal evrimleşme hikayesi, herkesinki kadar ilginçtir, hele yolun sonunda Neurosis varsa, belki bir nebze daha ilginçtir.

Müzikal anılarımın saklı olduğu bilinç mahzenini araştırırken, bulduğum en eski melodi, 1990'lara ait; Batman'in soundtrack albümü, Prince tarafından hazırlanmıştı ve Prince bu albümden sonra kafayı hepten yemişti. Anladığım tek kelime olan "batman"'in defalarca terennüm edilmesinin yanında, bu albüm bana Prince hayranlığı da kazandırmıştı ki, sanırım idol seçiminde yapılabilecek en büyük yanlıştır. İlkokulun masum ve salak ilk aşkında, Prince'in yaptığı ve çok etkileyici bulduğum bir şeyi yapmış, yüzüme suluboyayla "slave" bile yazmıştım bu yüzden. Bunun ardından Michael Jackson'ın best of albümüyle tanışmam ve walkman'in kısıtlamasına rağmen kayda hayran olmam geliyor, lakin beni esas vuran şey Metallica'nın One'ıydı ki, hazırlık sınıfı başlangıç seviyesi İngilizcem ile algıladığım sözler ve klip beni büyük bir trajediye sürüklerken, dünyayı karşıma alma düşüncesiyle ergenliğime de adım attırmıştı. Bu yolculukta Nirvana'nın payına daha önce değinmişliğim var burada, lakin konu farklı açılımlar barındırıyor.

Ergenliğin ortaları, İstanbul'da yatılı okulu yılları derken farklı bir platforma giriş yaptığım söylenebilir. Şu kertede durumu iki farklı yönde değerlendirmekte fayda var; birincisi boğucu olacak denli geniş bir potansiyel ile -Güven Erkin Erkan jargonuyla- "malum pasajlar", ikincisi ise fanzin/distro tutkunları. İnternetin 56k olduğu, değil bir albümü, bir şarkıyı çekmek için dahi 30 dakikadan fazla zaman harcadığımız yıllar bunlar; nasıl şu an için kullandığımız ölçü birimi gigabyte ise, o zamanlar daha "bireyci" bir anlayış hakimdi hepimize bu hususta. Bugün 150 gigabyte'lık bir arşive sahip olmak neyse, o zaman 150 şarkılık bir arşive sahip olmak da aynı şeydi. İşte bu yüzden o malum pasajlara yapılan ziyaretlerde elde edilen, ortaokulu bütçemizi altüst eden cd'ler çok büyük önem taşıyordu. Elbette bu cd'leri alırken büyüklerin ne dediğine dikkat edilirdi, nirengi noktası olabilecek mp3'ler fazlasıyla kısıtlıyken. Olaya salt "metalcilik" bakış açısıyla yaklaşmamak lazım; Türkiye'de hala Enred gibi, NonServiam gibi dergi kolay kolay bulamazsınız. Üstelik bu insanlar, bu dergileri kendi yağında kavurmaya çalışarak büyük bir saygıyı hakediyorlardı, dolayısıyla söyledikleri, önerdikleri, o günün kıtlığında bilhassa, müthiş bir önem arz ediyordu.

İşte Neurosis'in hayatıma girişi de bu şekilde olmuştur; malum pasajlardan birinde yapılan bir öneriydi bana Neurosis cd'si aldıran. O yaşta en iyi ihtimalle Tool dinlemesi gereken biri olarak Times Of Grace'e yaptığım saygısızlıktan hala utanırım, 5 dakika dinledikten sonra "bu ne be" diyerek cd yığınımın en alt köşesine atmıştım bu albümü. Öyle ki aklı ermeyen kontenjanından ve fakat çok derin fikirlere haiz olduğunu düşünen arkadaşlar ile, "Neurosis yarasa müziği yapıyor" ya da "Neurosis'in iki akoru arasındaki zaman diliminde yeni çocuklar dünyaya geliyor" gibi, çok komik oldukları sanrısıyla yaptığımız tespitler de olmadı değil.

Neurosis ile ilgili fikirlerim ve Times Of Grace'in rafımdaki yeri uzunca bir süre değişmedi, ta ki 2003 yılında aniden gelen bir vahiy gibi albüme uzanmış olduğum ana kadar. Neden bilmem, o gün, aslında yıllarca dik gördüğüm bir şeyin yatay, renkli gördüğüm bir şeyin şeffaf olduğunun farkına vardığım gündür. Bu farkına varış, bu aydınlanma aslında yarım kalmış bir şeyi temsil ediyordu. Evet, artık nefes alabiliyordum, ama tek ciğerimle. Ve aldığım nefesin vücudumda yarattığı dalgalanma öylesine vurucuydu ki, iki ciğerimi de kullanabileceğimin, bunu yaparsam nasıl bir his yaşayacağımın farkında bile değildim.

Times Of Grace, benim için, müzikte büyük bir adımdı. Zamanında kulaklarıma batan bol efektli yırtıcı vokaller, yine bilmem kaç pedaldan geçmiş vızıldayan gitarlar, artık farklı bir kapıyı açıyordu benim için. Sahiden de bu bir eşikti, ve asla arada kalamayan Neurosis için, tüm tanımlarımı yeniden tanımlamama yol açan bir gelişmeydi. Bu noktada şöyle bir tespitte bulunmamız mümkün; Neurosis ne metal dinleyicisine, ne deneysel müzik arayışındakilere yaranabilmiştir. Bu arada kalmışlık, gruba yönelen hislerde de ortaya çıkar; ya nefret edilir ya da çok sevilir ama asla nötr olunmaz, kayıtsız kalınmaz.

Tüm bunların yanında, Neurosis ile ilgili fikirlerimin şekillenmesinde önemli rol oynayan bir kavram daha var ki, o da Tribes Of Neurot'dur. Neurosis elemanları, "Neurosis'in alter-ego'su" olarak tanımlar Tribes Of Neurot'u. Neurosis'in o sivri, ikonoklastik müziğinin aksine, Tribes Of Neurot sakin, kendi halinde, ambient çerçevesine rahatlıkla koyabileceğimiz, soundscape'ler yaratan bir müzik icra ediyordu. Ama işin en ilginç noktası şu idi; Tribes Of Neurot, Times Of Grace'e eşlik edecek bir albüme imza atmıştı: Grace. Grace, daha önce müzikte hiç denenmemiş bir düşünceyi de barındırıyordu aynı zamanda, iki albümün aynı anda çalınmasıyla oluşturulacak bir "çok boyutlu deneyim" vaadiydi bu.

Müzikteki bu iki uç noktanın bir potada eritilmesi, ying-yang'i kulak ile algılamak gibi bir şeydi. Evet, bir albüme onlarca layer koyabilirsiniz, o layer'lardan bir ya da birden fazlasını çıkarıp, onu farklı bir albüme basıp, sonra da "tamamlayıcı" bir şey yarattığınızı iddia edebilirsiniz; ama bu Grace/Times Of Grace için geçerli olmayan bir durumu işaret eder. Keza kendi özelinde tanımlanabilen iki farklı bir bütünün, toplandığında da bir bütünü oluşturması, yani 1+1'in 1'e çıkması, tüm değer yargılarımızı alt üst eden bir vakaydı. Evet, bu bir vakaydı, salt müzikal değil, sanatsal bir vakaydı üstelik.

Velhasıl, Times Of Grace ve Grace, kendi özellerinde dinlenmeyi ziyadesiyle hak eden albümler ama ikisini bir arada dinlemek, bu vakayı deneyimlemek, müziğe normalden daha fazla ilgi duyan herkes için önemli bir kapı açacaktır. Sert bir sound, çınlayan gitarlar, yırtıcı vokaller yahut tek düze giden "doku"lar, amelodik ve hatta derin bir sükûnet ihtiva eden bir müzik size cazip gelmeyebilir, hiç bir şey ifade etmeyebilir, ama kulağın 2-3 santimetre derini için tasarlanmış bir proje var önümüzde; üç tane kulak kemiği değil, beyin kıvrımları çok daha önemli bir işlev görecektir filtreleme için.
























Sanatçı: Neurosis
Albüm: Times Of Grace

Şarkı listesi:
1- Suspended In Light
2- The Doorway
3- Under The Surface
4- The Last You'll Know
5- Belief
6- Exist
7- End Of The Harvest
8- Descent
9- Away
10- Times Of Grace
11- The Road To Sovereignty

DOWNLOAD.
























Sanatçı: Tribes Of Neurot
Albüm: Grace

Şarkı listesi:
1- Suspended In Light
2- The Doorway
3- Under The Surface
4- The Last You'll Know
5- Belief
6- Exist
7- End Of The Harvest
8- Descent
9- Away
10- Times Of Grace
11- The Road To Sovereignty

DOWNLOAD


























Sanatçı: Neurosis & Tribes Of Neurot
Albüm: Times Of Grace & Grace

Şarkı listesi:
1- Suspended In Light
2- The Doorway
3- Under The Surface
4- The Last You'll Know
5- Belief
6- Exist
7- End Of The Harvest
8- Descent
9- Away
10- Times Of Grace
11- The Road To Sovereignty

DOWNLOAD.