20090126

Kahrolsun İsrail, Memelere Özgürlük.
























"Televizyon izlemiyorum." cümlesini büyük bir gururla dile getirenlerin düşünce mekaniğini anlamakta her daim güçlük çekmişimdir. Nedense, bu cümleyi dile getiren kişiler, aynı zamanda televizyon ve televizyonla ilgili konularda en fazla yorumları yapanlardır; blog yazarlarında, köşe yazarlarında, ekşi sözlük yazarlarında çok sık gözlemleniyor bu durum. Bir tespit yapmalı, o tespit üzerinden fikir pazarlanmalı ama televizyon izlemek çok basit bir davranış olduğundan, yapılan pazarlamada herhangi bir soruna yol açmaması açısından, televizyon izlenmediği, "öylesine zap yaparken denk gelindiği" yahut "televizyon kumandası üzerinde hegamonya kuran babaya, patrimonyal otoriteye boyun eğme efendiliğinden ötürü ses çıkarılmaması" vurgulanır. Biliyorum ki şu açıklamayı yapacak sığlıktaki kişi, gününün yarısını televizyon karşısında geçiriyor, geçirmiyorsa da MSN'de meşgul statüsünde pineklemeyi tercih ediyor.

Bu durumdan bağımsız olarak, yani anlattığım düşüncenin çiğliğini es geçip eylemin kendisine odaklanırsak, itiraf edebilirim ki, iyi bir televizyon izleyicisiyim. Her ne kadar günün 12 saati çalışma masamda geçse ve masada otururken televizyona sırtımı dönmüş vaziyette olsam da, televizyona hakimim; Yemekteyiz'de ne pişirilmiş, Kurtlar Vadisi'nde kimin kafası doğranmış, hangi mankenimiz hangi barda arz-ı endâm etmiş, her birinden haberdarım (meraklısı için; Sinem Kobal Beyazıt Öztürk'le çılgın bir aşk yaşıyormuş, Burhan Çaçan Nişantaşı'nda lüks otel açmış, Four Seasons Hotel'deki Aqua restoranın chordannay'i az asitliymiş) şükürler olsun ki. Evde ses seda yok, Alice 2 ayda bir hormonlarına yenik düşerse ortalığı inletiyor sadece, bir süre sonra müzik de susuyor haliyle, nitekim ses seda çıkarma işi televizyona kalıyor.

Malsınız.'ı yazdıktan sonraki gün de böyle bir görev üstlenmişti televizyon. Yazıda Okan Bayülgen'e dokunmuşum, her zamanki çiğliklerinden birini yapsın da lümpenliğini teşhirimde cephanem artsın diye kulağım dikilmiş, Okan Bayülgen'in programı var arkada. Programa Ceza çıkmış, adamı samimi buluyorum; zıpçıktı olmaması bile bir artı şu ışıkların altında. Ceza bir şarkısını icra etmekte, müzikten kafam şişmiş, kısıyorum televizyonun sesini, tam o arada Ceza şarkının sözlerini "Kahrol İsrail" diye değiştiriyor, Okan'ın üniversiteli seçkin seyircisinden gürültülü bir alkış ve heyecanlı bir "wohoo" -vuhuu değil- yükseliyor. Üsturupsuz bir sinkaf çıkıyor ağzımdan.

Kanalı değiştiriyorum.

15-20 dakika sonra yine Ceza ismi geçiyor televizyonda. Rapstar Akademi adlı bir yarışmadan haberdar oluyorum; bildiğimiz Popstar, Dansözstar, Dansstar, Alaturkastar yarışmalarının rapçi adayı arayışındaki versiyonu. Ceza jüri üyesi, yanında Batı-berlin-aha-yi Fuat Ergin var. Bildiğiniz gibi Fuat daha evvelden Boys Anılar'a "O saz değil bağlamadır ökkeş." gibi didaktik bir üslupla ayar vermiş, Batı Berlin'den geliyorum ama özde halk ozanıyım, altyazısını geçmesine rağmen Boys Anılar tarafından canlı yayında nakavt edilince kendisine "who's the ökkeş now?" denmişti. Rap camiasındaki şu asilik zorunluluğu ayrı bir yazı konusu ama asi çocukların Star TV'de, o çok dalga geçtikleri Popstar mantığına uyması,ulema kesilmesi, reklam kovalaması bambaşka bir çiğlik olsa gerek. Rapstar yarışması diyince Iron Mic, rapstar diyince de Eli Porter'ı -ruhu şâd olsun- bilirim;



Boys Anılar'ı ve Eli Porter'ı yad ettikten sonra, Ceza'nın İsrail'i kahretmesi ve bunun büyük bir mutluluk yaratmasına dönebiliriz. Evvela şu önemli; bir televizyon kanalında, bir ülkeye kahrol demek çok büyük bir suçtur, zira bunun sözlük tanımı faşizm oluyor. Sigara sansürlemek ve Almanya'dan Türkiye'ye Deniz Feneri yardımları taşımaktan -ve tabii ki Petek Dinçöz'e nikah şahitliği yapmaktan- başını kaşıyamayan RTÜK başkanı Zahid Akman'ın, din kardeşlerimizi katleden İsrail'e edilen bu hakaret karşısında ne gibi bir tavır alacağını bilmiyorum, umursamıyorum da. Ceza'nın, kitle bilincinden hareketle İsrail'i kahretmesi de çok şaşırtıcı bir özellik taşımıyor benim için, adamın oturup konjönktürel analiz yapmasını bekliyor da değilim. Benim için şaşırtıcı olan, üniversite okuyan, kendini dolu göstermek için türlü internet sitelerinde türlü yorumlar yapan, mesih olarak da isyankar Frankofon-Jön Türk-gönülçelen Okan Bayülgen'i gören pırıl pırıl cumhuriyet çocuklarının, İsrail'in kahrolmasını büyük bir coşkuyla karşılamasıdır. Dünya standartında bir iş ortaya koyduğunu düşünen ama yerel televizyon kanalı programından hallice şovlara imza atmaktan yorulmayan Okan Bayülgen gibi dış kapının mandalı olma özelliği taşıyan herhangi bir ecnebi program sunucusu, diyelim ki geçen sene bu zamanlar Kuzey Irak'ı bombalayan jetlerimizin yerleşim bölgelerini vurduğu iddiasını ciddiye alıp, televizyon kanalında ülkemizi kahretseydi o alkış tutan wohoo'layan gençlerimizin Facebook'ta kurduğu "sanal ordu", "boykot ediyoruz!!11" gruplarından gelen davetler yüzünden e-mail kutularımızı boşaltmak için haftalar harcayacaktık. Björk, konserde Kürtler'le ilgili iki çift laf eder diye bütün basının, henüz daha 3 ay önce seferber olduğunu, bilmem kaç tane Facebook grubu kurulduğunu hatırlatırım.

Bu duruma tahammül edemez hale geldim. Her gün gazetelerde binlerce içi boş okuyucu yorumlarıyla karşılaşmaya, ekşi sözlük'te çok kötü yazılmış ve çok kötü düşünülmüş çıkarımlarla yüzyüze gelmeye, Facebook gruplarında kurtarılan vatan mastürbasyonuna dayanamıyorum artık. "PKK ile savaşacak sanal ordu"nun dörtyüz seksen bin küsür üyesi olmasını algılayamıyorum, tarih derslerinden geçmek için sınavdan önce ağlayarak kopya dilenen ve tek entelektüel birikimi İpek Ongun kitapları olan lise arkadaşımın gün aşırı yeni vatan kurtarma grupları kurmasının mekaniğini çözemiyorum bir türlü, üniversiteyi sadece ders notuyla okuyan birinin "Ermeni Soykırımı olmuştur/olmamıştır" demesini yediremiyorum. Kimse bu insanların başına silah dayayıp, politik bir düşünce oluşturmalısın, bunu savunmalısın demiyor. Kimse bu insanların başına dayadığı silahı bastırıp, oluşturduğun ya da savunduğun politik düşünceyi yaymaya çalışmalısın da demiyor. O zaman ne oluyor da aptallığın gayya kuyusu gün be gün derinleşiyor?

Birincisi, daha önce de söylediğim mesele; fikrin dahi ürünün bir özelliği olarak görülmesi. Ki Facebook gibi tamamiyle libidinal kaygılarla var oluşunu sürdüren bir yerde, bu pazarlamacılığın artış göstermesi, teorinin sağlamasını yapmış oluyor.

İkincisi ve daha mühimi şu; artık düşüncelerimiz, tepkilerimiz, hassasiyetlerimiz gerçek olmaktan çıktılar. Sevgilimizle ayrıldığımızda artık fotoğraf yakmıyor Facebook'taki fotoğrafları "remove" ediyoruz, sosyal bir olay karşısındaki tepki verme alanımız artık ekşi sözlük sınırlarından çıkmıyor, stada gidip maç izlemek ve tezahürat yapmak yerine taraftar forumlarından sinkaf ediyoruz, köpeği öldüğünde dostunu arayıp dertleşmek yerine Facebook'una msn'ine "köpeği öldü :(((" yazanlar var, en son babasının öldüğünü Facebook status'unden duyuran birini duydum, işin vehametinin gerçekten algının ötesinde olduğuna iman etmiş bulunuyorum. Artık etki-tepki mekanizmasının bir diğer aktörü değiliz, hayattan bize verilenleri geri göndermiyoruz, sessiz bir yığından ibaretiz, durağan ve tepkisiziz. Ne düşündüğümüzü bilmek isteyenler, bizi dinlemek, bizi gözlemlemek, tepkimizin kuvvetini ölçmek yerine anketler yapıyor ya da sadece Facebook demografilerinden yararlanıyor. Bu durumun farkında değiliz, farkında olsak bile gayet memnunuz halimizden. Hayır, Zeitgeistesk bir "sistem bizi kontrol ediyor" durumu değil bu, müesses nizamın her şeyden ve herkesten bağımsız işleyişi sadece. İnsan, insanlığından gelen dürtüleri kullanırsa, müesses nizamın kölesi olmaktan çok onun efendisi olmayı seçerse, herhangi bir insan, tek bir insan buna karşı çıkarsa, bu durumun sistematik bütünlüğü delinmiş demektir. Çünkü biz, 120.000 $ değerinde takım elbise giyen 5 adamın yönettiği bir sistemin boyunduruğu altında değil, kendi kendimizin boyunduruğu altında yaşıyoruz. Durumun özeti budur.

En nihayetinde, bu tamamen bir seçim meselesi. Yani biz, gönüllü ve istekli olarak, bir simülasyonda yaşamayı tercih etmiş durumdayız. Bizzat 3 yıl boyunca Neuromancer'dan fırlamış bir roman karakteri gibi neredeyse elektrotlarla bağlıymışçasına World Of Warcraft oynamış biri olarak söylüyorum bunu, fikirlerimi yine aynı simülasyon üzerinden yayınlayan biri olarak söylüyorum. Böylesine sıkışmış, sınırsız gözüken ama şaşırtıcı derecede sınırlı olan bir mecrada, kitlenin momentumuna ayak uydurmaya çalışıyoruz. Tüm beğenileri, tüm standartları belirlenmiş, biz belirlemişiz, biz yani ait olduğumuz ama önünde duramadığımız o korkunç kalabalık.

Belirlediğimiz standartlar ışığında oluşan genel yargılar, aslında bir çeşit kopya çekme aracı üstleniyor. Didikleyen, hakikati arayan biri farklı düşünceleri eleğinden geçirirken, bunu yapmayan bir başkası, genel yargıya, kitlenin düşüncesine sığınmakta ya da genel yargının tepkisinden faydalanmakta buluyor çözümü. İşte, yazımızın tepesindeki üryan hanımefendi de bu kategoride.

Melek Yargıcı nam, modellik mesleğiyle iştigal eden bu hanımefendi, Filistin için çektirmiş yukarıdaki fotoğrafı. Bir protestoymuş yaptığı, insanlar öldüğü için. Protestonun içeriğinden, Gazze'de yaşananlardan bahsetmek icab etse, ne benim dimağım yeterli olur ne de sayfalar, zaten olsa bu kadar kan akmaz. Lakin, bu kadar derin, İbrahim'e -4000 yıl evveline- dayanan bir sorunu, hızlı şarkı söyleyen Ceza'nın ya da memeleri olan Melek Yargıcı'nın bu kadar rahatça değerlendirmesini de kabul edemiyorum. Protestonun içeriğinden çok niteliğine bakarsak, çok komik bir durum ortaya çıkıyor ki, işin içler acısı boyutu da budur. O ya da bu şekilde, sorunu kaç bin yıla dayanırsa dayansın, binlerce insanın hayatını kaybetmesinden, on binlercesinin evsiz kalmasından, yani bir insanlık dramından bahsediyoruz. Bu insanlık dramının yansıtılma yöntemi, memeler, yani Melek Yargıcı'nın bir mal olarak sahip olduğu özellikler midir? Memesi olan her insan, memesini açmak suretiyle protesto yapabilir mi? Politikadan azıcık anlayan biri olarak söylüyorum ki tepki hepten çarpık, psikolojiden azıcık anlayan biri olarak söylüyorum ki düşünce korkunç bir pazarlama niteliği taşıması sebebiyle mide bulandırıcı, fotoğraftan azıcık anlayan biri olarak söylüyorum ki fotoğrafların sanatsal niteliği sıfır ve kadınlardan azıcık anlayan biri olarak söylüyorum ki memeler çok çirkin. Sonuç; hiç bir nitelik taşımayan, sadece gazetelerin çıplak fotoğraf yayınlamak için bahane aradığı bir dönemde yapılan ve muhtemelen hem mütedeyyin kesimden hem de "meme gösterilmesi medeniyet standartıdır" düşüncesindeki medeni kesimden gelecek iş imkanları neticesinde, amacına ulaşmış bir pazarlama yöntemi.

Benzer bir yöntemi İbrahim Tatlıses de kullanmış, haberlerde ilişti gözüme. Burhan Çaçan'ın Nişantaşı'nda açtığı lüks otelin mutfağında karşılaştığı fusion yemeğinin tadına tam bakacakken, aklına Filistin'in geldiğinden, onlar açken kendisinin yiyemeyeceğinden bahsederek, lanet olsun dedi kameralara Tatlıses. Bir alkış koptu ki, sormayın gitsin. Milyonlarca dolar serveti olduğu halde bırak Filistindeki aç çocuğu, İstanbuldaki garibanın karnını doyurmayan, karın doyurmayı geçtim kendisine bağlı çalışanları köle gibi çalıştıran bir adamın böyle bir pazarlama taktiği uygulaması dahice değil mi?

Çok ceset gördüm; gerçeği, fotoğrafı, insanı, hayvanı, huzur içinde göçüp gitmişi, parçalara ayrılmışı. En kötü şekilde ölmüş olanı bile, kaçınılmaz bir hakikati simgelediğinden belki, hiç etkilemedi beni. Ama cesetler üzerinden bir şeyler elde etmeye çalışanları gördükçe midem bulanıyor.

Yazıyı Melek Yargıcı'nın, protesto amaçlı yapılan fotoğraf çekiminden sonraki açıklamalarıyla ve açıklamaların sonucuyla bitireyim: "Filistin'de olan olaylar hepimizi derinden etkiledi, insanları ve dünyayı daha duyarlı olmaya davet ediyoruz."

Melek Yargıcı'nın bu sözleri üzerine Birleşmiş Milletler ani bir kararla toplanarak soruna çözüm bulmak amacıyla bölgeye bir barış gücü gönderirken, Ehud Olmert ve Mahmud Abbas el sıkıştı. İki lider, yaptıkları açıklamada, Melek Yargıcı'nın pluralis majestatis üslubundaki davetine duyarsız kalmanın mümkün olmadığını belirterek savaşa son vereceklerini söylediler. Olmert, Abbas'ı Facebook'ta poke ettiğini ama Abbas'ın poke back yapmaması yüzünden kırgın olduğunu söyleyerek Abbas'a takılınca, salon kahkahalara boğuldu. İki liderin akşam yemeklerinde lahmacun yiyip chardonnay içtiği, yemek boyunca Galatasaray-Fenerbahçe maçının konuşulduğu, koyu bir Galatasaraylı olan Olmert'in "Koyacağız çocuğu yine bu sene." demesi üzerine Abbas'ın sinirlenerek masayı terkettiği öğrenildi. Bir süre sonra masaya geri dönen Mahmud Abbas, Melek Yargıcı'nın söylediklerinin bir an için aklından çıktığını, bu yüzden fevri davranışının affedilmesini istedi. Olmert, lafı mı olur kanka, diyince ikili samimi görüntüler sergiledi. Liderler geceyi PES 2009 oynayarak kapadı.

8 mırıltı.:

devrim gür said...

özellikle "sanal" protestolar ve "güçlerimizi birleştirelim" kampanyalarının arkasında, detaylı ve çok yönlü yazında bahsettiklerinden başka, biraz da "skor yapma" bağımlılığı var sanırım.
bunun pek bilincinde değiliz ama hakkımızdaki istatistiki değerler bize şahane ama aslında uçucu bir "varoluş hissi" yaşatıyor. milyonlarca internet sitesi kullanıcı hesabının (insanın demiyorum özellikle) milyonlarca istatistiği tutuluyor her an.
şu da bir gerçektir ki "tek kitaplı" bir dine inanmak ama başka da bir şeye ihtiyaç duymamak ve "kitabım bana yeter; başka kitaplara -düşüncelere- ihtiyacım yok" kibiriyle cehalete teslim olmak (ki hiç bir din, "cahil olun" demez) ya da "tek bir duyguya" (nefret?) bağlı sınırlı ve özgürlük düşmanı bir ideolojinin (ırkçılık) "millet mi evet millet; tamam başka bir bilgiye, düşünceye ihtiyacımız yok" düşüncesi ile bir araya gelip ve yine cahelete teslim olmak, yazında bahsettiğin, hiç bir anlamlı hareket yapmadığı halde garip çıkışlar yapan (kendilerini tanımlamasına göre) "sanatçı" ya da "duyarlı -ama cahil ama üşengeç ama geveze- türk genci" gibi "mantar"ları (hareket etmemesi ama zehirli de olması bakımından bir benzetme sadece; hakaret gibi de ama bu riski göze alacağım) ortaya çıkarıyor.
eğer yanılıyorsam üzülürüm çünkü uzun süredir yukarıdaki kadar karışık ve uzun bir cümle kurmamıştım:)

Pina said...

"12:00 am - 11:00 pm
Arab Students' Association Fundraiser

SPONSORED BY: Arab Students' Association

"We are Gaza" t-shirts are now being sold for $15 by the Arab Students' Association. "

normsuz said...

almanlar savaşı kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık..
sadece bu komik ve komik olduğu kadar ürkütücü cümle(daha vahimi bilgi) bile bu insanların (varolmayan)düşünce sistematiğini kavramak için yeterli..
facebook da bir gruba katılarak,eksisozluk'e bir entry girerek, msn'de anlık iletisine birşeyler yazarak, şarkı sözüne iki kelime katarak ya da bir mesaj içeren bir giysi giyerek ''görünür'' olmaya çalışıyor. bu sırada neyi yansıttığının bir önemi yok. önemli olan orada toplumsallaşmanın gereklerini yerine getirip getirmemiş olmak..

israil devletine lanet okuyunca ya melek yargıcı gibi kendimizi bütün çıplaklığı ile görünür kılınca filistin sorunu da çözülmüş sayıldı.. artık çocuklar ölmüyorlar.. ölüyorlarsa da yapacak birşey yok biz lanet okuduk,tekbir getirdik,kefiye doladık boynumuza,sövdük hatta soyunduk bile.. faceboktan yeni bir grup davetiyesi gelene kadar bu konuda yapacak başka birşey kalmadı ..

divina said...

Oh be! Rahatladım.

Radnor said...

facebook gruplarının korkunçluğu travmayı gözler önüne seriyor hakkat, sadece hrant dink yazsanız search kısmına neler neler çıkıyor bi görseniz...

bir de ekşi sözlükteki tumturaklı evcil entel hezeyanları serisini okumaktan da hakkat gark olduk ailecek

ayrıca okan bayülgen içinde serdar'dan "binlerce dansöz var" diyesim geliyore.

çok güzel yazı olmuş vallaha, respekt diyorum, rapstar konusunda benimde çalışmalarım var, bekleyiniz :)

Nazim Keven said...

Burada sanal aktivizmin cevap hakki dogmus biraz, her ne kadar yazindaki bir cok noktaya katilsam da teknokrat gorunmek pahasina interneti ve teknolojiyi baska bir acidan gostermem gerekiyor. sen biraz turkiye ozelinde baktigin icin, global perspektifi iskalamissin. her seyinde bir arkadan gelmelik bir siglik olan turkiyede tabi facebook hede hodo kullanimi da sig. ama bu bizim cep telefonu kullanma sigligimizdan farksiz, biz henuz adam gibi amaclar icin kullnamiyoruz diye cep telefonunu kotulemeye gerek yok bence. web 2.0 uzerinde internette yasanmakta olan gelismeler, degisen medya ve bunun klasik anlamdaki aktivizmi nasil yeniden sekillendirmekte olduguna dair bir seyler surda karaladim, ilgini cekerse bir goz at:

http://prensesemektuplar.blogspot.com/2009/01/hayata-tanikligini-paylas.html

ozetle imza kampanyalari, facebook gruplari eski aktivizmin kici kirik sanal uzantilari. ama bloglar wikiler, video, facebook gruplari uzerinden fundraising vs. gibi super teknolojik ve super etkili aktivizm yontemleri butun dunyada yayginlasiyor. karamsar olmaya gerek yok, ve ne yazik ki yeni gelisen deger sistemlerini kabullenmekten baska yapacak bir sey yok...nasil viktoryan degerleri sanayi devrimi ile biraktik, sanayi degerlerini de dijital devrimle birakmak gerekicek bu her ne kadar biz eski kusaklari uzse de...

dream endless. said...

Yorum için müteşekkirim ama büyük ölçüde yanlış anlaşıldığımı görüyorum. Evvela şunu söylemeliyim ki; okuduğum ilk kelime "cd prince" idi 5 yaşındayken. Aynı yaşlarda "cd pw" yazarak, pw'de yazmayı öğrendim. Dijital çağ mevcutsa, ben de hiç şüphesiz ki dijital genler taşıyorum vücudumda. En nihayetinde, ben de fikirlerimi ve hislerimi telefon kabloları aracılığıyla yayıyorum, o sebepten yazının dijital aktivizme karşıymış gibi bir okumayla değerlendirilmesi baştan yanlış olur.

Mesele, bu durumun yaygınlığından kaynaklı bir durum olabilir. Evet ben büyürken de internet vardı ama fikir tohumlarım tartışmalarla ve kitaplarla, fanzinlerle, dergilerle atıldığı için bilgiyi tahlil edebilme ve ona göre tasnifleme alışkanlığına sahibim.

İnsanlar web sitelerinde, blog'larda, Facebook'ta, ekşi sözlük'te, adını bilmediğimiz mysql forumlarında bir ses veriyorlar. Bağırıyorlar. Şarkı söylüyorlar. Ağıt yakıyorlar. Bunu ben de yapıyorum, kendimce. Bu insanların her birinin bir sıkıntısı var, bir derdi var, bir amacı ve bir hayali var. İşte tüm bunlar için çıkıyor sesleri ve hepsine samimi şekilde yakınlık hissediyorum.

Ben, "ben buradayım" demek için ağıt yakanları, bağıranları, şarkı söyleyenleri kabullenemiyorum. Ve bu salt dijitallikle ilgili bir samimiyetsizlik değil, kişisel menfaati evrensel derde bulayarak insanlara yutturmaya çalışanlara yönelik bir yazıydı bu. Ben, Yahudilik/Siyonizm arasındaki farkı bilmeyen insanın Filistin'le ilgili üç kuruşluk bir ahkam kesmesini istemiyorum, bilinçlenme sorumluluğunu Zeitgeist izleyerek savdığını düşünen bir jenerasyon bana umut vermiyor, siyasi bir tepkisi varsa bu tepkiyi 3 satırla herhangi bir sözlük sitesinde dışa vuran birini komik buluyorum.

İlk önce aydınlanmak gerek ki çevremizi aydınlatabilelim, aksi takdirde yanmayan fitil sadece kapkaranlık bir is yaymaya devam edecek. İşte tam da bu noktada, dilime pelesenk ettiğim bir söz var:

Personal evolution, global revolution.

Nazim Keven said...

ayni fikirde oldugumuza cok mutlu oldum, sanal aktivizm ile sanal imza toplamacilik arasinda ki ince cizgiyi insanlar henuz pek idrak edemiyorlar ben o yuzden hatirlatma ihtiyaci hisstettim. yoksa kesinlikle, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamali,fikir sahibiymis gibi ahkam kesmemeli ona sonuna kadar katiliyorum...

yine de, 80 sonrasi apolitik yetistirilen bir nesilden bahsediyoruz onu da gozonune almali biraz...belki bilgileri yok ama ses cikarmaya calismalari bile umut verici...meydanlara cikmaktan korkan, dusuncesini ortaya koymasi yasaklanmis bir kitle bu onu unutmamali...yeni yeni ogreniyorlar tekrardan konusmayi tartismayi...hic biseyden haberleri olmasa da konusuyor olmalari, susmalarindan daha iyi gibi bence...senin yazinda asil bahsettigin ticari menfaati olanlarin sigliklarina tabi diycek laf bulamiyorum, ama orada da biraz daha bilgi sahibi olanlara sorumluluk dusuyor...bilgi sahibi olanlar insanlari bilgilendirmezse, menfaati olan insanlar insanlarin beyinlerini yikamaya ve duyarli konular uzerinden prim yapmaya devam ediceklerdir. cevremdeki insanlara baktigimda ben de umutlanmiyorum, ama teknolojik gelismeler gaz vermiyor degil, hani insanlari egitmek icin kullanilirsa neden olmasin...