20080208

Sigur Rós - Hvarf/Heim, İzlanda Haftası, Film Festivali ve Daha Bir Sürü Şey.





















Malum, herkeste bir İzlanda çılgınlığı var son zamanlarda. Kime sorsam, İzlanda'da yaşamak isterdim, diyor. Sebep belli, Sigur Rós ve Björk, CNBCE ekranlarında izlenen Noi Albinoi'ler ve saire. "10 dolara her şey dahil" turizm stratejisiyle ziyaretçi çekip döviz zengini olma hayaliyle 50 yıl harcamış ülkemiz insanına garip geliyor tabii, iki sanatçıdan ötürü ülke değiştirme fikri.

Geçen yaz Sezen ziyaret etmiş idi İzlanda'yı, bir ton şeyler çekmiş, montajlamak adına kare kare inceleme fırsatım olmuştu. Dağ bayır çimen çok güzel diyen arkadaşlarımıza söyleyeyim, Karadeniz'e gidin, aynı dağ, aynı çimen, gerçi o zaman aklımıza gelen İsmail Türüt olacaktır, Sigur Rós değil, olsun. Garip adamlarmış bu İzlandalılar da, en az bizim Karadenizliler kadar. Şehir hayatları çok olmadığından, onbinlerce dolar harcayıp aldıkları cipleriyle köy meydanı kıvamındaki yerlerde dönüp duruyorlarmış bütün gün, bir nevi genç eğlencesiymiş. Biz olsak görmemiş deriz, İzlandalı yapınca "hoş" geliyor.

Nerden nereye geldik, konuya dönelim. Efendim bir "İzlandacı" kitlesi var demiştik, salt ülkemiz dahilinde de değil üstelik. Last.fm üzerinden icelandic tag'e bakayım dedim, Radiohead ve Mogwai'ın da icelandic diye tag'lenmesine ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Madem öyle, İzlanda'dan çıkma tertemiz müzikleri paylaşayım istedim bu hafta, bir Icelandic blog'u var şurada, ben de boşlukları doldurabilirim.

Hazır !f İstanbul'a da geliyorken Heima, Sigur Rós ile başlayabiliriz bu seriye. Ve Sigur Rós hakkında edeceğim bir kaç kelam varken onları da etmeme vesile olsun, hazır uykumu almışken ve kedim bana saldırmıyorken ve hazır henüz kimse upload'ladığım albümleri rapidshare'e şikayet edip sildirmemişken.

Sigur Rós'un çoğumuz için özel bir yeri var, Metallica dinleyip metal tutkunu olmuşlar gibi, Sigur Rós ile düştüm bu sevdaya diyebilirim. Havasından ya da suyundan, İzlanda atmosferinden gelen ses daha da bir dolu oluyor işte. Yoğunluğa laf edecek değilim, ama samimiyetleriyle ilgili bazı soru işaretleri var zihnimde. Konu şu: Hopelandic zırvası çok da gerekli miydi, ya da şöyle soralım, fonetik olarak çok güzel bir anadile sahiplerken, Hopelandic'in daha çok ilgi çekmek için yaratıldığını söyleyebilir miyiz? Aynı şekilde, Jónsi'nin çello yayıyla gitar çalıyor olması benzer bir ilgi çekme mantığıyla harekete geçmiş olabilir mi?

Cevap vermesi zor sorular, tek bildiğim, çok ama çok daha fazla sevebilecek iken Sigur Rós'u, efendim balina sesiymiş, meleklerin konuşmasıymış gibi kılıf uydurulmaya çalışılan ve kanımca insanlar "biliyor musun aslında böyle yapıyormuş onlar!" diye konuşulsun diye zorlama bir biçimde oturtulmuş şeylerle kafamda işte bu soru işaretleri oluşmuş oluyor. EMI'ın da promosyon yazılarında özellikle bunun üzerinde durmuş olması da pseudo-entelektüellerin ağzına bir parmak bal çalmak gibi oluyor, o naif müziği için değil de, farklılığı yüzünden Sigur Rós dinleyen bir kitle oluşmuş oluyor böylece. Farklılık her zaman satıyor, biliyoruz amma, kendi olarak da çok farklı bir fenomenden bahsediyoruz. İşte, köylerin ülkesinden gelen, naif ve şirin bir köylü kızı gibi Sigur Rós ama saçlarını sarıya boyayıp makyaj havuzuna düştüğü zaman daha güzel gözükeceğine inanıyor. Yine de çok eleştiremiyorum, en nihayetinde ülkesinde bedava verdiği konserlerden sonra yayınlanmış bir albümü tanıtıyorum ve en nihayetinde ilk göz ağrılarımdan birini eleştiremiyorum istesem de. Varsın Hopelandic'e kılıf bulsunlar, varsın EMI pseudo-entelektüel kitleye yaranma adına tüm promosyon stratejisini bunun üzerine odaklasın.

Bunun yanında, Heima'nın !f İstanbul ziyaretine biraz daha değinmek icab ediyor. Bizim pseudo-entelektüellerimizin gözde mekanıdır bienaller, film festivalleri. Hiç değinesim yok buna, yıllardır kim bilir kaçıncı kez eleştiriyorum, ama bu kadar da olmaz dedirten olaylara şahit oldukça dilimi tutamıyorum. Karşı cins avcılığı için, statü rozeti niyetine sanatsal aktivite peşinde koşan ülkem insanı, müzikal muhteviyatın sanal dünyadaki bir numaralı ismi last.fm'de film festivali etkinliği yaratılmasını kaçırmamış. Winamp'i mute'a alıp top listener olma adına yapılan binlerce loop'un yanına, müzikal profillerde göze sokulmak istenen sinema festivalleri de dahil olmuş oldu. Karadeniz'in İzlanda'dan pek farkı yok demiştim ama İzlanda'dan 20 yaşındaki Ólafur Arnalds'lar, 17 yaşındaki Kjartan Hölm'ler çıkarken bizim 20'li yaşındaki gençlerimizin facebook'ta ömrünü çürütüyor olmasının nedeni belli oluyor böylece. Hepsine !f İstanbul'da hayırlı birer kısmet diliyorum. Lakin tüm bu eleştirilerimin üstüne nasıl Sigur Rós beğenimi çöpe atmıyorsam, festivali de boş geçecek değilim. İki konunun çakıştığı yerde, eleştirilerimden ötürü kavga etmek isteyen de, merhaba demek isteyen de, 23 Şubat'taki Heima gösteriminde bulabilir beni, sırtımda çello, yakamda gül olacak.


Sanatçı: Sigur Rós
Albüm: Hvarf/Heim (Kasım/2007)

Şarkı Listesi:

Hvarf
1- Salka
2- Hljólamind
3- Í Gær
4- Von
5- Hafsól

Heim
1- Samskeyti
2- Starálfur
3- Vaka
4- Ágætis Byrjun
5- Heysátan
6- Von

DOWNLOAD.


**Bu arada, Kristen'in katkılarıyla, Heima şurada.

4 mırıltı.:

Lavender said...

yazinin altına imzami atip desteklemek isterim.

Tesir said...

Şık bir yazı,tebrik.

K. said...

Bu yazının altına imzamı atmayı bırakın, son paragrafının çıktısını alır REXX'in önüne pano yaptırıp asarım!

divina said...

Çok şahane bir yazı olmuş. Bence bunu bildiri diye dağıtmalı festival mekanları önünde :)

Şaka bir yana bu entel-züppe tiplerden çok uzun zamandır uzak durma isteği içindeyim. Kendi kendilerine Pınar Kür tarzı elit entel tadında takılan, festival ve kültür mantarlarını kınıyorum!