20090730

Müzik Oynamak II: Jets'N'Guns



















Her insanın şahsına mahsus alaka duyduğu, yapmaktan zevk aldığı şeyler var. Ben bu blog'da, alaka duyduğum iki şeye, müziğe (mousa, yani ilham'a dair) ve politiğe (polis, yani şehire dair) önem veriyor, hepimizin kullanımına açık müzikal ya da politik kavramlara, kendi sesimden bir yorum katıyorum. Ve fakat, en az müzik ya da politika kadar alaka duyduğum bir başka şey var ki, bu pek de genellenebilir bir şey olmadığından -en azından buranın- paylaşım sınırları dahilinde olmuyor. Oyun oynamak, belki de hayatta en fazla haz alarak yaptığım faaliyet.

Küçüklükten beri, oyun oynamaya bayılırken kaybetmekten de nefret ederim. Tabii ki bu biraz beylik bir laf, kaybetmeyi kimsenin seveceğini zannetmiyorum. Ama benim nezdimde meselenin boyutu, kaybedilen şeyin ehemmiyetinden çıkıp salt kaybetmiş olmaya dayandığından, tamamen kişiselleşmiş bir meseleye bürünüyor. Hal böyle olunca, herhangi bir mağlubiyeti kabullenememe durumundan, Pyrrhus'un zaferine ya da Tarık bin Ziyad'ın gemileri yakmasına ya da Hasan Şaş'ın reklam panolarını tekmelemesine uzanan bir durum hasıl oluyor. Sözün özü, oyun oynarken Mr. Hyde gizlendiği yerden çıkıp benliğimi devralıyor.

Bu hususa dair aklımda kalan ilk hatıra kırıntısı, anaokulunda yağ satarım bal satarım oynarken ebe durumuna düşen ve bir türlü kimseyi yakalayamayan bendenizin, en sonunda yakalayamadığı çocukların kafasına tahta blok ile vurmak suretiyle hepsini hareket edemeyecek hale getirmesi ve hepsini ebelemesi üzerine kurulu bir vakaya ait. Eh, hal böyle olunca "seri katil mi yetişiyor" travması yaşayan anaokulu öğretmeninin tavsiyesiyle, küçük yaşlarda bir bilgisayara sahip oldum ki tek başıma oynayayım, zararım bir tek bana olsun. Bilgisayarla tanışmam bu şekilde başladı. Her ne kadar amatör futbol oynadığım dönemlerde bana çalım atan bir başka oyuncunun diz kapağına tekme atmak, basketbol oynadığımda blok kaçırıp surata şamar aşk etmek gibi çirkefliklerin altında imzam olsa da, bilgisayarımın hayatıma siratet etmiş olmasıyla eğlenceyi pek de başka yerlerde aramadım.

Bu, bir çok kişi tarafınca garip karşılanıyor. Efendim civcivli temaşalı bilgisayar oyunlarıyla eğlenmek hiç de akıllıca değilmiş, bir insan nasıl sadece parmaklarını oynatarak eğlenebilirmiş bu çok salakçaymış gibi, yirmi seneyi aşkın bilgisayar oyunculuğu tecrübemde defaatle yüzyüze geldiğim ve ikrah ettiğim yorumlar mevcut. O açıdan düşünecek olursak, ben de dans etmenin haddinden fazla salakça olduğunu düşünüyor, bir insanın dans ederek nasıl eğlenebiliyor olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Benim bu yorumuma binaen, dünyadaki milyonlarca insan "Evet dans etmek çok salakça imiş, ne yapıyoruz lan biz, kolumuzu belimizi oynatıp eğlenilir mi!" diye bir aydınlanmaya gark olmuyor.

Dolayısıyla kim ne derse desin, ne kadar gereksiz ya da salakça bulursa bulsun, ben oyun oynamadan ulvî bir haz alıyorum. Ben bu meseleye, gizlenmiş bir dürtü gözüyle bakıyorum. Zira birlikte oyun oynadığım insanları daha iyi tanıyorum; hırslarını, cesaretlerini, sadakatlerini, kararlılıklarını tartabiliyorum. Normlara uygun sosyal iletişim yöntemlerinin yanı sıra, oyun oynamanın da bir çeşit iletişim yolu olduğunu düşünüyorum bu yüzden. Yıllardır en yakın dostumla neredeyse tüm oyunları birlikte oynuyor olmamız, sadece oyun içinde değil günlük hayatımızla ilgili herhangi farklı bir konudaki uyumumuzu arttıran bir şey misalen. Ha keza insanın sevdiği kişiyle film izlemek ya da müzik dinlemek gibi faaliyetleri paylaşmasının yanında oyun oynama hazzını paylaşması da farklı bir tecrübe imkanı tanıyor (7-0, 12-0 gibi skorlara gebeyse oyun, tecrübe agresif bir hale bürünüyor tabii).

Hal böyle olunca, yani hem oyun oynamaya özel bir anlam yükleyip hem de galip olma arzusu baskın bir hal alınca, oyun oynarken değişmek, hırslanmak, oyun haricindeki her şeyi umursamaz bir ruh haline bürünmek de doğal. O yüzden, oyun oynarken mezarından Platon çıksa "Canım gel iki lafın belini kıralım, çay da kattım zaten." dese, Marilyn Monroe gelip boynuma sarılsa, kusra bakmayın canlarım derim.

Oyun tutkusu böylesine bir hale bürünmüşken ve bir şekilde oyunların içine bir diğer tutkum olan müzik de entegre olmuşken, aldığım haz tarifi imkansız bir hal alıyor. Aynı zamanda, işin müzikal yön taşımasından mütevellit, buraya taşımam ve bunları yazmam için de bir vesile oluyor. Fena mı?

Jets'N'Guns da müziğin ve oynamanın hazzını bir araya getirebilen bir oyun. Atari salonlarından aşina olduğumuz Shoot-em Up tarzında, yani iki boyutlu bir düzlemde soldan sağa hareket etmekte olan bir uzay gemisinin, karşıdan gelen diğer mahlukata ateş açması, roket fırlatması, beddua etmesi üzerine kurulu. Günümüz oyun endüstrisinin daha güçlü bilgisayar= daha pahalı hardware stratejisine hizmet eden bilmem kaç milyon poligonlu modeller barındıran ama bir halta benzemeyen yüzlerce oyun ürettiği düşünülürse, internete girebilen her bilgisayarın rahatlıkla oynayabileceği bir Shoot-em Up üretmek cesaret isteyen bir şey.

Amma ve lakin, oyunun böyle basit bir forma sahip olması ihtiva ettiği emeğin boyutunu basitleştirmiyor. Filhakika, gerek barındırdığı yüksek mizah ögeleriyle gerek oynanışa dahil olan teferruatla, oyunun üzerine ciddi manada emek harcandığı aşikar. Hatta ve hatta, bir kaç sene evvel çıkmış bu oyunun şu an sizinle paylaştığım yeniden düzenlenmiş gold versiyonunda, onlarca farklı yeni bölüm, onlarca farklı gönderme var ki, çeşitli uzay mahlukatının kullandığı uzay gemilerine silahlarımızla ölüm kusarken galaksi otostopçularını toplayabiliyor ya da Vamp 666 gezegeninde çalışmakta olan güzeller güzeli kimyager hanımefendilerin uzay araçlarına sarkıntılık eden maço uzaylıları pataklayabiliyoruz.

Jets'N'Guns'ın bu yönünün yanında, müziklerinden de bahsetmek gerekiyor. Machinae Supremacy ismine eminim bir çoğunuz aşinadır. Bilmeyenler için bir tanım yapmak icab ederse, eski atarilerdeki sid çipleri vasıtasıyla ortaya çıkan oyun müziklerinden esinlenen bir metal grubu Machinae Supremacy. Elbette yaptıkları müzikte sid elementlerini eser miktarda kullanıyorlar. Bir zamanlar bizim ülkemizde de moda olan ve teke dışkısı gibi yaygınlaşan "Atari genciyim, nickimde mutlaka robotlara gönderme var." saçmalığına vesile olan 'Rastgele Gameboy tuşlarına basmaca müziği' adını verdiğim janrdan daha farklı Machinae Supremacy'nin müziği. Agresif, hırslı, gözü kara, ironik ve fazlasıyla eğlenceli.

Jets'N'Guns'ın tüm müzikleri Machinae Supremacy tarafından icra edilmiş olunca, haliyle yaşanan hazzı buraya taşımak elzem oluyor. Bu vesileyle, Machinae Supremacy'nin oyun için yapmış oldukları müziklerle birlikte, ilk defa bir oyunu da sizlere sunuyorum. Hani şu sıcakta dışarı çıkıp sıkış tıkış bir yerde dans etmek gibi bir faaliyetle iştigal edeceğinize, sosis kamyonuna benzeyen geminizle uzaylı vurmayı tercih edersiniz belki diye.

Jets'N'Guns Gold Edition
Machinae Supremacy - Jets'N'Guns

2 mırıltı.:

ezgi sonmez said...

Birak bu oyun moyun islerini, yarin Exit'a yemek yemeye gidelim.

Mika said...

Adam 11 paragraf boyunca "evimde oturup saatlerce PC başında eğlenecileceğim birşey buldum uzun zamandan sonra" demiş.

ve yazabildiğin tek şey bu mu Ezgi?


bravo, gerçekten bravo.